31 Mart 2010 Çarşamba

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 08

Hamdolsun büyüyoruz
CNNTurk Ekonomi Müdürü Emin Çapa yazısında iki ülke arasında kıyas yapmış; Yunanistan ve Türkiye.
"Sıfırcı Hocalar", Yunanistan'ın notunu yatırım yapılabilir ülkeler seviyesinin en altına düşürürken, Türkiye'nin notunu yatırım yapılamaz ülkeler seviyesinin en üstüne çıkarmış. Yunanistan toz duman, ülke kaosun eşiğinde, grevler protestolar almış başını gidiyor.
Ya Türkiye; sevinçten millet zilleri takmış oynuyor, "bir bereket!, bir bolluk!, borsalar uçuyor, cepler doluyor!" oh oh! bahar pek bir şen şakrak gelmiş.
2. ligde şampiyon olmayı, 1. ligde mücadele etmeye her zaman yeğleriz. Başarı başarıdır, küçüğü büyüğü olmaz, bu halk nasıl olsa hazmetmeye alıştı, "şükür"ki midemiz ve bağırsaklarımız süper çalışıyor.

Nefesinize kuvvet
Tüik 2009 büyüme rakamlarını açıkladı. 5,2 olan beklentilere rağmen 4,7 bir küçülme gösteren Türkiye'de, ekonomi yönetimi Başkan Erdoğan liderliğinde harika bir başarıya daha imza attı. 2,5 milyon kredi kartı mağdurunu, elektrik, su, doğalgaz kesme ihbarnamelerini, adliye koridorlarını hınca hınç dolduran icra dosyalarını hesaba katmazsak, kişi başı gelir (sanırım bunlar uzaylı vatandaşlarımız, çünkü onları pek görmüyorum çevremde), 10436 Amerikan Doları seviyesinden, 8590 Dolar seviyesine gerilemiş.
Ha bu arada değerli süper yatırımcılar koşun borsaya, şu borsa balonuna bir nefeste siz üfleyin, zira 0,5'lik iyi sapma size fevkaladenin fevkinde bir fırsat!

30 Mart 2010 Salı

İnsanun sönmesi / post-insan

Kapitalizum 300 yilda insani sersemsepelek (tepe sersemi) yapmiştur. Savaşlarla, ekonomik krizlerle, gelecek korkusiyla sopaladuği insan evladi insanluktan çikmaktadur. (Bakunuz; Geriye doğri barbarlaşma.) Yakinda evrim geçurup kuyruk ve pençe sahibi olursak şaşurmayun.
Efendum genel anlamiyla ortada bir insan kalmamiştur artuk.
Ben devletun sönmesinden bahsederken bunlar insani sondürdiler.
Peçiii, kapitalizum insan evladini nasil sondürdi?
Kisaca bir göz atalum.
Herkes satişta
Kapitalizum herkese bir şeyler satmak zorinda olduğuni belletmiştur. Haboyle sakin sakin otururken kadunlarun aniden komşilarina, eşe dosta bir şeyler satmaya çalişmasina dikkat edun. Parfüm, siprey, zayiflama kremi, yeşil çay, kil tüy... Artuk ne buldiysan. Değişume, pazara bir şey süreceksun. (Bakunuz; Pazara bir şey sür, yoksa seni surerler teorisi.)
Kapitalizum oturan tüketiciyi sevmez
Kapitalizm tempo ister, uzun havayi, uyuşukluği sevmez. Beyuk alişveriş merkezlerindeki otoparklara bakun; 1 saatten sonra ücretlidur. Ne zikkum aldiysan bir an evvel çik, oksijeni tuketma. Yeni gelecek kazlara yer aç.
İnsanlar çabuk aliş veriş yapsunlar diye tekno müzik çalmalari da bundandur.
Müzeyyen Senar dinleyerek kaç tane cips alabilursun? Ama Britniy Sipırs oyle mi... Adama ne buldiysan bir an evvel aldurur.
Mek Donaltus özellikle dış vitrinini kirmizi neonlarla süsler, bu kuçuk uşaklari hatta beyukleri bile içeri çeker. İçeri girduğunuzde renk aniden kahverengine doner.
Bunun anlami; yiyeceğuni bir an evvel al ve hemen git burdan. Çünki kahverengi en itici renktur, ve hiçbir iş görüşmesinde kullanilmaz.
Ruhsuz beyanlar
Yillar sonra karşilaşan iki arkadaş, bir sure sonra kendisini mecburi mal beyani vermek zorinda hissetmektedur. Ne kadar mal mülk sahibiysa ondan bahsetmak mecburiyetindedur. Yazluktaysa kişluklar konuşilur, kişluktaysa yazluklar. Sahip olunan fikirler değil, sahip olinan mallar yatirilur masaya.
Hizli yaşa genç öl, cesedunden bile para kazanmaya çalişsunlar
Kapitalizum hepumuzi gençluk manyaği yapmiştur. Daha taze, daha gergin ve daha genç değilsan siçtun. Haa bu arada yaşlilarun yakasini birakur mi? Mümkun değil, onlar da tüketici sürüsine katilmalidur. Geriye yaşlanma ne güne durayi?
Kapitalizum eğer bir 50 sene daha markajsuz kalursa kadunlari silikon vadisine, erkekleri da ‘Zombi’ye çevirecektur.
Dikkat dikkat, aranuzda çok tüketmeyenler var
Kapitalizum hiç ihtiyacunuz olmayan bir şeyi size zorla aldurur veya yemekten nefret ettuğunuz şeyi yedurur.
Herşeyi ayni anda icat eder, üretur ama piyasaya sürmez. Siyah – beyaz, renkli, büyük ekran, arkasından pilazma... Şimdi LCD. Tam oni alurken, hooop aha da gene değişti. Hemen at oni, al buni kampanyasi. Eskisini getur yenisini gotur. Eskisi deduği, dünki...
Uşaklar paçilar, kapitalizumun akıntisina kapilmayun... Bol bol hamsi yeyun, fosfori eksuk etmayun.

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 07

Yahu sizin çift haneli büyüdüğünüzü biliyoruz, peki biz ne olacağız?
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Gaziantep'te yaptığı konuşmada Amerika ve Avrupa bazında kaydedilen kıpırdınmalar ışığında ilk çeyrekte çift haneli büyümeyi yakalarız demiş. Hükümet kanadından gelen bu açıklama bizi hiç şaşırtmıyor açıkçası, çift malikaneli, çift gemili, çift limuzinli çift haneli büyüdüğünüzü biliyoruz, asıl bizim halimiz ne olacak onu söyleyin?

TÜSİAD MÜSİAD
Açıklamaları ile hükümetleri düşüren TÜSİAD'ın sesi soluğu çıkmaz olmuş ve zenginler kulübümüz kendine bir "baş" bile bulamaz hale gelmişti. Son bir kaç aydır uzun süren kış uykusundan kalkmak için debeleniyor. 6 yıldır ara verdikleri yayınlarına yeniden başladılar. Anayasa paketine muhalif durduklarını söyleyen zengin abilerimiz ablalarımız, seçim barajının da düşürülmesi gerektiğine vurgu yapmış.
Şimdi sormadan edemeyeceğim, AKP tek başına iktidar olunca başınız göğe ermişti, tek parti iktidarı, istikrar ıvır zıvır ağzınız kulaklarına varıyordu, n'oldu şimdi?
'Anadolu Kaplanları'nı kafesteyken seviyordunuz ama, Pentagon - Suudi kırması bu iktidarın kendi zenginlerini yarattığını görünce rahatsız oldunuz galiba.
Demokrasicilik oyununuzda başarılar dileriz.

Özgürlük, zorunluluğun bilincine varmaktır

29 Mart 2010 Pazartesi

İşsizsiniz Türkiye

ACUN - Bize biraz kendinden bahset...
YARIŞMACI - 13 yıldır işsizim Acun bey...
HÜLYA - Oo, senin emekliliğin gelmiş. İşsizlikten emekli olacaksın neredeyse.
ALİ - Becerilerin ne, ne yaparsın?
YARIŞMACI - Ali abi suratımı yap - boz gibi dağıtıp, sonra tekrar birleştirebiliyom.
ACUN - Bayağı bi karıştırmışsın yalnız, pek toparlanacak gibi görünmüyor.
YARIŞMACI - Abi valla çok çalışmıştım bu hareketi, biraz süre verin hemen düzelticem yüzümü.

Zengin ve Yoksul (Poor and Rich) - 19

Zengin : Maçları locada oturup izler
Yoksul : Maçları kahvede, garson fazla çay vermesin diye saklanarak izler

Zengin : Dişlerini yaptırır
Yoksul : Dişlerini evden birine çektirir

Zengin : Devlet dairesine bodoslama dalar
Yoksul : Devlet dairesine ezilerek girer

Zengin : Randevu alıp doktoru bekletir
Yoksul : Hastane önünde doktoru bekler


Zengin : Boşanır; ikinci ve üçüncü evliliğini yapar
Yoksul : Bu benim kaderimmiş diye ömür boyu çeker

Zengin : Psikologdan yardım alır
Yoksul : Hacı hocadan yardım alır


Zengin : Hafta sonu bütün aile tiyatroya ve sinemaya gider
Yoksul : Hafta sonu bütün aile markete ve pazara gider
(Mevlut Uludağ'ın beynine sağlık)

Hayat fena halde gitara benzer

video

28 Mart 2010 Pazar

Ilımlı ve şirin emperyalist Obiş

Dünya halklarına şirin görünmenin yolunu buldum ayol... Mersi çocuklar, yeter bu kadar...

Parti devam ediyor

Ne soni gelmesi ula, asil şimdi başlayi

Takalar Birluği Başkani Patapat Suleyman yan masada oturmiş, Kaka Kola içeyi. Akli sira bağa taş atacak; “Laz Marks Emice, Çüba’da insan haklari hakgeture... Orlando Tamayo adindaki mahkum hapishanede elmiş. Bütun medeni ülçeler buni kinadı, sen da bir şeyler dersun herhalde...”
Ula pokkiyen Patapat, dedum buğa... ‘Hayata döniş operasyonlari’ sizun en eyi bilduğunuz işlerdur. Şu an sen hau Kaka Kola zikkumindan bir yudum alana kadar, o götinden çikmaduğunuz Birleşuk Deletlerunuz dünyanun dört bir yaninda halklara bomba yağdurayi...
İnsan Haklari Ligin’de durumunuz Gökçeklerun Ankarasipor’i gibidur. Daha ligun başinda küme duştunuz.
Finans – kapitalun önüni açmak içun gözünuzi kirpmadan her türli savaşi çikarur, dünya halklarini katledersunuz. Nerde bir yükselen halk hareçeti varsa orayi yerli işbirlukçilerunuzlan kana bularsunuz... Dünyayi Guantanamo Üssine çevirursunuz... Sonra da geçup karşuma ‘insan haklari’ dersunuz.
Ula bak gene sinirlenup teoriden çikacağum, hay BD’nuzun da, AB’nuzun da, IMF’nuzun da, DB’nuzun da...
Çakma Rizeli kirpuk bıyıklinun da, Pirleşuk Devletler’un da korkusi aynidur. Öldi, artuk soni geldi deduğunuz sosyalistlere laf atmadan duramayisunuz.
Ne soni gelmesi ula, asil şimdi başlayi...
(Laz Marks Emice, BirGün Pazar ekinde yazmaya devam edeyi)

Vasati 40 sperm

Hangi sperm yumurtaya ulaşırsa ulaşsın, çocuk kesin sigara tiryakisi olacak...

Kentsel dönüşüm

- Sevgilimle parkta oturuyorduk ki aniden TOKİ'ci abiler gelip burayı dönüştürdüler. Canımızı zor kurtardık valla, az kalsın bizi de betona dönüştürüyorlardı.

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 06

Suç kardeşliği / 550 milletvekili + 660 adi suç = TBMM
Dokundurulamazlık zırhı ardında 660 adi suçtan yargılanmayı bekleyen 550 milletvekili, bu suçlara rağmen halka vekil olarak gazlanacaklar, ardından da çıkıp bize demokrasiyi öğretecekler, bir de Anayasa yapacaklar. Onda da anlaşamayacak, gazlanan halka ikinci kazığı atacaklar. İktidar muhalefet "çiftetelli oyun"larının altında "suç kardeşliği" mi yatıyor acaba diye düşünmeden edemiyorum.

O söğüt dalı bulundu

Halk kültürü araştırmacısı Nida Oktav, "Manda yuva yapmış söğüt dalına" adlı türküdeki büyük baş hayvanı araştırıp buldu. Muhabirimizin konuştuğu manda, “AKP’nin hayvancılık politikalarından kaçtım abi.” dedi.
Araştırmacı Nida Oktav, “Şimdi sırada, Gerizler başında yerlere saçılan ve 60 yıldır bulunamayan cephanelerin aranması var” dedi ve “Hemen arkasından ‘Bizim köyün pınarları da yandan akıyor’daki sözkonusu suyun neden yamulduğunu irdeleyeceklerini” belirtti.

27 Mart 2010 Cumartesi

Kapitalizumun içindeki zehirli maddeleri taniyalum - 2

Nikotin : Kapitalizumun içindeki bağimliluğa yol açan tehlikeli bir maddedur. Medyada ve reklam sektörinde çok kulllanilur. İnsan evladini durduk yere, “3. kattan tepe usti yere atlayun, çok eyidur, şoyle yararlidur böyle faydalidur. Bakun herkes atlayi, atlamazsanuz ‘out’ olursunuz” deyup, fiştuklarlar. Gaza geturup atlattuktan sonra da “Tepe üsti yere atlamanuza engel olacak müthiş buluş” diye yeni bir şey kakalamaya çalişurlar. İnsan evladi tepeüstü düşmenun etkisiyle biraz Avarelleşur ve bu kisir döngüye bağimli olur.

Konsorsiyum : Tekelci kapitalizumun kartel ve tiröst aşamalarindan sonra ulaştuği en gelişmiş tekel biçumidur. İdris uşağum mel mel bakma, anlatacağum. Şimdi balukçi Cemal’un Tirabizon’da ne kadar taka varsa satun alduğuni farz edelum. Şehrun yiyeceği butun hamsiyi bu koloti tutacaktur. Cemal her turli rekabeti ortadan kaldurup, fiyatlari dileduği gibi belirleme gücine ulaşmiştur artuk. “Hamsinun kilosi 500 lira, işunuza gelursa.” derse ne yapacaksun? İnsan havasuz, susuz durabilur ama hamsisuz durabilur mi?

Görme Biçimleri / John Berger

"Benim anlattıklarım da dahil olmak üzere tüm anlatılanlar gerçekliğin kendisi değil, yalnızca onun farklı anlatımları, sunumları... Tümüne karşı dikkatli olmalısınız."

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 05

Eyvah pasaport
En pahalı pasaport, en pahalı yakıt, en pahalı sağlık hizmeti vs. konularda birinciliği kimseye bırakmıyoruz. 333 Amerikan Dolarına, yani hemen hemen bir asgari ücret parasına pasaport sahibi olabiliyoruz.
Ermenistan'da pasaporta ücret alınmazken dünya genelinde ortalama 35-45 Dolar seviyesinde... Lafta oraya buraya vizeleri kaldırıyorsunuz ama, vize almaya vize koymuşsunuz bu nasıl iş şimdi?
Avrupa Birliği bu konuda Türkiye'yi hiç kasmasın gerek yok, zaten biz içerde vize işini hallediyoruz kendi usülümüzle.

Feysbuk sosyal cinayet masası
İngiltere'de sosyal İletişi ağı Feysbuk üzerinden tanıştığı 17 yaşındaki genç kızı öldüren 33 yaşındaki insanımsı canavar, ömür boyu hapse mahkum edilmiş. İşin enteresanı Feysbuk'un açıklaması; "Tanımadıkça tanıştığınız insanlarla buluşmayın."

Meksika'nın Şarlosu

Yaşamda, öyle anlar vardır ki, sahiden yaşanmıştır...” Mario Moreno Cantinflas
Mario Moreno Cantinflas (1911-1993) Meksika sinemasının öncülerinden, komedyen oyuncu... Hayatı boyunca dudaklarının kenarındaki ince bıyıklarını da dahil ederek her şeyle dalgasını geçmiş... Charlie Chaplin'in deyimiyle, "dünyanın en büyük komedyeni". Bu yüzden ona "Meksika'nın Şarlosu" diyorlar. (Cem Çobanlı'ya teşekkürler)

26 Mart 2010 Cuma

Haydar Işık / Başaltı notları - 40

- türksel süper ligde bugün; bütün solbekler soruşturmaya alınırken, tüm ön liberolar zan altında tutuldu. stoper ve santroforlar kovuşturulmaya götürülürken, liberolar da soruşturma kapsamına alındı. degaj yapan kaleciler hakkındaki yasal düzenlemeler devam ediyor.

- sosyal sigortalar attı.

- light anne sütü: silikonlu memeden

- insan doğar büyür. eğer siyasi takılıyorsa işkence görür, bi ara da ölür.

- yüz yıllardır sonucu bulunamayan poincare sanısını çözdüğü için kendisine sunulan 1 milyon dolarlık ödülü önce red eden matematikçi dr. grigory perelman, yavaş yavaş bu fikrinden cayıp parayı düşünmeye başladı. anlaşılan deha adam, hayatta var olan asıl sorunu çözdü.

- dr. grigory perelman, emeklinin türkiye'deki geçim derdini, katsayı sıkıntısını, sözleşmeli işçilerin sorunlarını, taş atan çocukların karekök problemlerini ve yoksulluk sınırından ölüm sınırı çıkarsa geriye ne kalırı da çözebilir mi?

- üreten biz, sürünen de biz.

not: 30 mart salı akşamı viyana'da theater des augenblikc sahnesinde, `beraber ve sol şarkılar` adlı stand up gösterimi, `işçiyim, içliyim, içkiliyim` formatında sunuyorum.

24 Mart 2010 Çarşamba

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 04

Alış bunlara Boranım
Uzun zamandır izinsiz çalışıyordum. Pazartesi günü işler normale dönünce 4 gün izin aldım hanımı çocukları kapıp memleketim Balıkesir'in yolunu tuttum. Babamlar ve dedemlerle birlikte uzun yıllardır ziyaret edemediğimiz akrabaları ziyaret için yollara düştük. İvrindi, Havran, Edremit, Burhaniye... Her şey çok güzeldi, tek problem ki problem demeye dilim varmıyor, içim de acıyor hani, büyük oğlum 2,5 yaşındaki Boran... Hiç durmadı, sürekli ağladı, zapt etmekte sıkıntı yaşadık. Bir çocuğun yapabileceği tüm yaramazlık türevlerini yaşattı bize.
İşte ülkemin hali, en demokrat olanlar bile yaramaz çocukları ki öz torunları bile olsa, kabullenemiyorlar. Beni ve eşimi onu şımartmakla suçladılar, yargıladılar.
Ahh Boranım ah, alış bunlara. Daha çoook adam etmeye çalışacaklar seni.
Kendin olabilmen için çatlatacak o kadar çok kabuk var ki anlatamam. Ama baban olarak daima yanındayım, sağ olduğum sürece söz veriyorum.

Sudan sebeple problem çözüldü
Hindistan ve Bangladeş 30 yıla yakındır, New Moore kayalıkları ya da adası yüzünden sorun yaşıyordu. İki ülke bu kayalıklar yüzünden savaşın eşiğine gelmişti ama bu sorun kendiliğinden ortadan kalktı.
Nasıl mı? Çoğumuzun korkulu rüyası küresel ısınma bu kayalıkları sular altında bıraktı.
Sudan sebeplerle savaşa bayrak açanlar, bu kez suyun gazabına uğradılar, hevesleri kursaklarında kaldı.

Erman Toroğlu gitti, Türk futbolu kurtuldu

Maşallah deyin, nazar değmesin. Erman Toroğlu yüzünden zedelenen Süp-per Ligimizin marka değeri hızla tavan yapıyor.
Neredeyse şaibesiz, temiz bir maç yok. Her taşın altından şike - teşvik - iddaa manipülasyonu çıkıyor. Saha içi, dışı, tribünler hemen her yer tartışmalı...
Bu ligin neresi 500 milyon $ ediyor diye düşünmeyin... Bizi her alanda yönetenlerin marka değeri neyse futbolumuzun marka değeri de o kadardır.

Kapitalizumun içindeki zehirli maddeleri taniyalum - 1

Toluen (tiner) : Kapitalizumun içindeki en can acitici zehirli maddedur. Selülozik kapitalizum ve sentetik kapitalizm diye iki çeşidi vardur. Kapitalizumun ekonomik olarak ezduği ve çaresuz biraktuği insan, küçucuk uşağini sokağa terk eder. Ondan sonrasini siz kirmizi işukta arabanuz durduğinda göreyisunuz. Göreyisunuz ama o küçucuk uşaklardan korkup, kapilarunuzi içeriden kilitleyisunuz, hatta gözlerunuzi onlardan kaçurayisunuz. Niçun? Hadi bu bebeler tiner çekeyi, siz ne çekeyisunuz ki kafanuzi devekuşi gibi arabanuza gömeyisunuz?
Size bir eyi, bir köti haberum var, bir; vicdanunuz zayif da olsa pit pit atayi... İki; yerun dibine da girsenuz bu tablodaki sorumluluğunuz değişmeeez.

Cinsellikten Sorumlu Devlet büyüklerimiz kızabilir ama

video

Pozisyon icabı

Siirt'te yapılan bir gösteride, pankartın sol ucundan tutan göstericiye 7 yıl, sağ ucundan tutan göstericiye ise 10 ay ceza verildi. (Radikal Gazetesi)
İyi futbolcuyu, doğru pozisyon almasıyla tanımlarlar. Bu ülkede de pozisyonunun doğru alacaksın.
Yer aynı, zaman aynı, pankart aynı... Fark, biri sol tarafından tutmuş diğeri sağ tarafından...
Demek ki neymiş, hayatın hiç bir alanında solda durmayacaksın. 2 solcudan sol tarafta duranını bile daha tehlikeli gören bir sistemde yaşıyoruz.
Not: Tabi ki yöne göre ceza verilmedi, bu bir raslantı. Savunmalarında, pankartın sağ tarafından tutan gösterici Öztürk Serengillik yapıp (Bkz. Aydınlar Dilekçesi) , "Oradan geçiyordum, elime tutuşturdular" dediği için beraat ederken, pankartı bilinçli tuttuğunu söyleyen gösterici 7 yıl cezaya çarptırıldı.

Cevap veriyorum, a şıkkı

- Kızlar, yakışıklı olmasaydım beni yine sever miydiniz? Posterlerimi odalarınızın duvarlarına asıp, avatarınız yapar mıydınız?

23 Mart 2010 Salı

Egemenlerin tarihi

"Aslanlar arasından tarihçi çıkmadığı sürece avcılık tarihi her zaman avcıyı yüceltecektir" Afrika atasözü

22 Mart 2010 Pazartesi

"İslamci uşaklar da komonist oldi ya..."

Osman A. Eren http://www.haberkultur.net/ köşesinde şunları yazmış; Tarık Tufan, Selahattin Yusuf ve Sırrı Süreyya Önder'in katılımıyla gerçekleşen Kafa Dengi programının bu haftaki konuğu Burhan Sönmez, konusu ise Sol İlahiyattı. (....)
Programın sonunda varacağımız yargıyı bir benzetmeyle de açıklayabiliriz. Leman Dergisinde Laz Marks Emice diye bir köşe var. Laz Marks Emice Kafa Dengi'ni izlemiş olsaydı, kesin şöyle bir sonuç cümlesi kurardı; ''Ula habu İslamci uşaklar da komonist oldu ya, artuk elsam da gam yemem...''

Orantısız güç : Messi

Zaragoza'nın ortasaha oyuncusu Ander, dün geceki Zaragoza – Barcelona maçından sonra Messi’yi şöyle tanımladı; "Onu durdurmak çok zor. Sanki okul koridorunda topu tek başına eline alıp ‘Burada benden başkası oynamayaz’ diyen bir çocuk gibi."

Her faşist ceneral bir gün halk mahkemesinun tadina bakacak

Sementa Recep, “Arjantin’de, 1976 - 1983 yıllari arasindaki yapilan işkence ve cinayetlerden sorumli tutularak yargilanan darbeci generaller, yargıyla işbirluği yapmaduği içun sureç sancıli geçeyi” haberini gösterup sordi; “Laz Marks Emice, habu bizum eski darbeci generaller da yargilanacak mi?
Hee, yargilanacak tabi uşağum. Haçan demokratuk bir halk cumhuriyeti kurulinca hepsi yargilanacak.
Baktum kahvede bi kıpirti yok.
Sadece onlar değil, 2 metre ofsayti görmezden gelup Fener’un attuği goli veren haçemleri da yargilayacağuk, dedum.
Ula uşaklar bi sevindi... “Uiiy, bu sosyalizum ne cüzel bir şeydur” deyup, Yali Kiraathanesi’nun ortasinda kolbasti oynamaya başladilar.
Ocakçi Pilita İsmail engel olmak istedi ama, “Dokunma, oynasunlar” dedum.
Kolbasti denen oyini destekleyirum. Herkes oynamali. Çünki, bu kadar hoplayup ziplayan insan evladinun beynine kan gitmemesi imkansuzdur. Özellukle Paşbakan ve Bakanlar’a her gün yarum saat kolbasti oynamalarini tavsiye edeyirum.
Haçan Videla’sindan, Pinoşesine, Somozasindan Çenan Evrenine... bunlari Ogun Samast gibi kullanan Pirleşuk Devletlerdur.
Kendi halkinun uzerine kurşun sıkan, elduren bu rütbeli katiller ne etsun, “Biz olduğumuz sürece size kimsa dokunamaz” diyen Cimi Kartırlara, Reganlara, Buşlara, Obamalara inandilar. BD kendi cötinun derdine düştuği için tetikçilerini biraz ihmal etti.
(Laz Marks Emice, BirGün Pazar ekinde yazmaya devam edeyi.)

Mteli Nenapete Oropa / Her Dilde Aşk

Mteli Nenapete Oropa
Çainat’işi mteli nenapete mioropi ma
Mara
Lazuri bistvat
Xoroni cixoronas nena şk’imişi 3’ari şxaşxala
Şozişi kvalopinape xura şk’imi

Çainat’işi mteli nenapete mioropi ma
Mara
Kyurduli ok’ob3’edat
Yulvaşi msvalepe muşite atmacape putxas
Tolepe şk’unişen oropaşi uça isinapeşa

Çainat’işi mteli nenapte mioropi ma
Mara
Turkuli minç’ari guri şk’imi
Serkan Engin / Türkçe’den Lazca’ya tercüme: Selma Koçiva

Her Dilde Aşk
Dünyanın bütün dillerinde sev beni
Ama
Lazca sevişelim
Horon tepsin dilimin dalgaları
Kuzey kayalıklarında gövdemin

Dünyanın bütün dillerinde sev beni
Ama
Kürtçe bakışalım
Doğu kanatlı şahinler uçsun
Aşkın mor dağlarına gözlerimizden

Dünyanın bütün dillerinde sev beni
Ama
Türkçe yaz kalbimi
Serkan Engin / Güney Dergisi Sayı 51

Güzel Sanatlar Eğitimini ben aldım, sergiyi kardeşim açtı


Bunca sene Güzel Sanatlar Fakültesi'nde eğitim al, dirsek çürüt ama gelip sergiyi kardeşin açsın. Olur mu? Çok da güzel oluyormuş. Güler Kalyoncu, Türkiye puan rekortmeni bir üniversiteli kızın anneliğini yaparken bir yandan da resim çiziyor. Devamını bekliyoruz...

Haydar Işık / Başaltı notları - 39

- recep tayyip'in, ülkenin önde gelen işsizleriyle de görüşmesi lazım. kazlıçeşme deri fabrikasında bir zamanlar kesimci işçi olarak çalışan, ancak iş yeri kapandıkdan sonra ortalıkta kalan mahmut'u, 12 yıllık profesyonel işsiz cevat'ı ve sigortasız son ütücü mevlut'u, soslu kaz ciğeri partisine çağırıp şöyle demeli; "tekel işçilerini dinleseydik, ülkenin bugünkü durumu daha iyi olurdu."
bir sonraki randevusunu da geçmişte devrimci mücadelede tutsak olmuş insanlara ayırmalı. mesela öğrenci eylemlerinden yargılanıp 18 yıl içerde çürüyen nazan yoldaşı, zamanın halkın yolu bölge sorumlusu fikri kardeşi ve açlık grevinde 72 gün direnen hüseyin'i konuta çağırıp, onlara da, "bu ülkede yaşayanlar sizi daha iyi anlayabilselerdi bugün daha farklı ve doğru bir noktada olurduk." demeli.
sonra bi ara doğal gaz yakacağına, newroz ateşi yakmalı!
son buluşmayı da, genelevde çalışan kadınlarla yapıp onların sorunlarıyla da ilgilenmeli. cinsel ticaret yapan kadınlara da, "keşke herkez sizin gibi çalışsa, ülke tek bir elden kalkınsa" derse ben de hiç şaşırmasam.

- diyarbakırspor'un sahasına ucuz halk pazarı kurulsun!

- devre arasında hakemin odasına giren fenerli olsun mu?

21 Mart 2010 Pazar

Nesneler Sistemi / Jean Baudrillard

"Tüketimin çağdaş toplum için geçerli bir terim olmasının nedeni, daha güzel ve daha çok yemek yememiz, daha çok imge görüp mesaj okumamız, daha çok ev eşyası ve ıvır zıvır sahibi olmamız değildir. Tüketim toplumunda tüketimin kendisi bizatihi bir gereksinim haline gelmiştir. İnsanlar artık ihtiyaç duyduğu için tüketmiyor, tüketmeye ihtiyaç duyuyor."

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 03

Önce içeriyi hallet
Dün akşam bir düğüne davetliydik, hanım ve ufaklıklar ailecek oradaydık.
Bizim tarafta bir sıkıntı var, nedeni önemli değil bir dargınlıktır gidiyor işte... Üzülüyorum bu dargınlıklara, hele bir de kardeşler arasında olunca. Neyse bir çok bilmiş uzaktan akraba, sevaptır mantığı ile barıştırmaya çalışacağını söylüyor bizim hanıma. Hanım bana döndü kıkır kıkır güldü. Düğün bitti, arabada 'Hayırdır neden güldün?" dedim.
"Önce kendi kardeşleriyle barışsın da, sonra başkasının derdini çözsün" dedi.
Hani bizim tepemizdekiler de farkı değil, ülkemin insanın derdi, tasası bitti de, Ortadoğu'nun, dünyanın derdine el attık birde.
Dış politika elbette önemli, ama evin içi pislikten buram buram kokarken, millet neresiyle gülüyordur bize bilmem.

Defol geleceğimizden, Kare Pantalonlu Sarı Cüce!
(Laz Marks Emice'ye adliye koridorlarındaki maçlarında başarılar diliyorum... Fiziken orada olmasak da yüreğimiz daima onunla.)
"Değerli davasever büyükler", televizyonda bir süre çizgi film kanalı peydahlandı. Hani bu ülkede kısıtlı imkanları ile ellerinden geleni yapıp, düşüncelerini halkla paylaşmak isteyen mizahçılarla, karikatüristlerle uğraşıyorsunuz ya, görün bakalım o çizgi film saçmalıklarını.
Dün gece oğlum, tutturdu kare pantolonlu sarı su altı cücesini ve yandaşlarını seyredecekmiş. Neyse oturup seyrettik, dört - beş yaşlarındaki çocuklarımızı hedef alan gösterimde bakın ne gördük;
Çukulata satıp zengin olmaya çalışıyor sarı cüce ve arkadaşı. Bir kapıyı tıklatıyor, zınk diye kara kuru bir balık fırlayıp çıkıyor kapının ardından. Cüce çukulata satayım derken, çukulata çantaları kakalıyor kara balık bizim kahramanlara. Neymiş, pazarlama stratejisi... Güldürmeyin beni ya, bizim sarı cüce meğerse tam bir gerizekalıymış ama çocuklar üzülmesin diye, seviyorlar ya hani onu, oyuna geldi gösteriyorlar. Neyse kara balık her seferinde aynı çantalardan defalarca kakalıyor, bizim mongola!
En sonunda öyle bişey oluyor ki, tam içler acısı; iyice zarar eden cüce ve arkadaşının karşısına bir zengin balık çıkıp tüm ellerindeki malzemeyi satın alıyor, heyooo! Sonra cüce ve arkadaşı, restoran kapatıp, iki çirkin yaşlı balık hanımla eğleniyor, güya!
Size tavsiyem o gerizekalı sarı cüceden uzak tutun çocuklarınızı, sevimli gibi görünen o şekilsiz yaratık, çocuklarınızı geleceğe hazırlamakla görevli. Sistem böyle aptal bireyler yaratmak istiyor. Anladınız mı bizim mizahçılarımızla, karikatüristlerimizle neden uğraşıyor kapitalizmin yandaşları... Çocuğunuzun kumarbaz olmasını istiyorsanız bilemem, hayatta her zaman tesadüflerle zorlukların üstesinden gelinemeyeceği kesin.

20 Mart 2010 Cumartesi

La Hain / Ha buriya kadar gelduk

sol.org’da “Dizi sektörü Türk sinemasını kurutuyor” başlıklı yazıyı okuyordum. Yazı şu benzetmeyle bitiyordu; "Mathieu Kassovitz’in La Hain (Protesto) adlı filminde apartmanın üstünden ağır çekimde yere düşen bir genç şöyle diyordu: ‘Düşüyorum ama şimdilik işler yolunda !..’"
Bunun, laz fıkrası versiyonu da vardır. Temel 80 katlı gökdelenden düşüyor ve tek tek katları sayıyormuş... "68, 67, 66, 65, 64,... 11, 10, 9, 8, 7... Ula ha buriya kadar sağ salim geldum. Hadi hayirlisi..."
Sanırım ülke olarak durumumuz tam da böyle. Bu iktidarla ha buriya kadar gelduk, hadi hayirlisi... (Yoksa bir ses duydunuz mu?)

Zagor bile ders kitaplarından daha ileri

"Küçükken kavramakta en güçlük çektiğim şey, düşmanın göreceli bir kavram olduğuydu. Bizim de başkasının düşmanı olabileceğimizi ders kitaplarından değil, Zagor adlı resimli romandan öğrenmiştim. Zagor bile ders kitaplarından daha ileriydi." Cüneyt Cebenoyan - BirGün

19 Mart 2010 Cuma

Necati Doğru / İstanbul’da kaç Aytaç Durak bulunuyor?

“Bizim Adana’nın kısmetsizliğine (!) bak, bak bak otur ağla. Annem Adana’dan telefon etti; "Oğlum Adana’dan, Adana’nın yerlisi olarak bugüne kadar zengin olmuş bir kişi bile çıkmadı" dedi.
Annemi tanımaz mıyım!
Ne demek istediğini anladım. Gerçekten Adana’nın ekonomi tarihi yeniden yazılsa yazarın varacağı sonuç şu olacaktır: Adana’dan zengin olmuş bir yerli Adana’lı bugüne kadar çıkmadı. Kayseri’den, Niğde’den veya Blakan göçü sonrasında Bosna’dan yırtık yorganla gelenler pamuk ağası, çiftlik ağası, tekstil fabrikası ağası oldular. Çukurovanın insanın ciğerinin içine kadar işleyen sarı sıcağında pamuk üretiminde verimi dönüm başına 650 kiloya kadar çıkartma beceresini gösterebilen yerli Adanalıdan (Yörük olsun, Türkmen olsun, Ermeni olsun ya da Arap ve Kürt olsun) bir tek zengin çıkmadı.
Aytaç Durak çıkacaktı (!)
Gör başına neler geldi (!)
Herkes merakla bana "Aytaç Durak iktidar partisinden belediye başkanı olsaydı, Adana olayı bu noktaya kadar gitmeden kapanmaz mıydı?" diye soruyor. Ben de "temiz siyaset - temiz vatandaş - temiz toplum" idealine vidalanmış yazılar yazan biri olarak onlara "İstanbul’da Çelik Sır Kasa" hikayesini anlatıyorum.
xxx
Bu hikaye gerçektir. Kişi ve olaylar sahidir. Kasa, gazetelere manşet oldu, TV’lerde "içindeki para ne kadardı?" diye yayın konusu, Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, İstanbul Belediye Başkanı’na, Meclis’te milletvekiline ihbar konusu oldu.
Cerahat kokan bir kasaydı.
Unutuldu gitti.
Olayı size şöyle anlatayım:
İktidar partisi AKP’nin adayı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ikinci kez seçilen yüksek mimar Kadir Topbaş’ın, imar danışmanlığını yapmış Fethi Turgut, ailesini de alıp tatile gitmişti.
Evde sadece genç oğlu vardı.
Arkadaşlarına; "Babam her akşam eve torbalar dolusu paralarla geliyor, paraları çelik kasalara dolduruyor" diye anlatıyordu. Bu anlatım mahallede 12 kişilik bir "soyguncu çetesinin örgütlenmesini" tetiklemişti.
12 kişi plan yaptılar.
Belediye Başkanı’nın imar danışmanı Fethi Turgut’un genç ve biraz da saf oğluna, dümenden bir kız arkadaş ayarladılar. Kız evde oğlanın birasına uyku ilacı kattı, oğlan uyuyunca çete eve girdi.
xxx
Gerçekten 3 kasa vardı.
İkisi çok büyüktü.
Yerinden oynamıyordu.
Çok sağlamdı açılamıyordu.
Üçüncü kasa taşınabilirdi.
Hırsızlar taşınabilir kasayı aldılar, Kartal'da bir eve götürdüler. Uğraştılar açamadılar. Maltepeden bir çilingir buldular. Kasayı açtırdılar. İçinden 950 bin Amerikan Doları, 280 bin Avro, 200 bin Türk Lirası ve 2 kilo altın çıktı. Bu çetenin yaptığından haberli olan Ahmet Tamer adlı birisine "soygundan pay" vermedikleri için o da kızdı, olayı bir ihbar mektubu ile Başbakan Tayip Erdoğan’a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a bildirdi. Onlardan ses çıkmayınca Meclis’e CHP milletvekili Çetin Soysal’a yazdı. Konu basına yansıdı. 12 hırsız yakalandı, hapse kondu (Bak Öge Demirkıran’ın 1 Şubat 2009 tarihli VATAN’da yayınlanan haberi ve ocak-şubat aylarında Cumuhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazetelerinde çıkan "gizli kasa"haberleri)
Hırsızlar hapse kondu.
Tahmin edin!
Kasanın sahibine ne oldu?
Kasanın sahibi iktidar partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın imar danışmanı Fethi Turgut’a ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Belediye Başkanı, ne savcı hiç kimse "Arkadaş sen bu kadar parayı nereden buldun, bu üç kasa evinde ne diye duruyor?" diye sormadı. Fethi Turgut, "çalınan kasamdaki para sadece 200 bin dolardı" diye açıklama yaptı olay kapandı. Hırsızlar hala hapiste yatıyor. Fethi Turgut da hala belediye şirketlerinin birinde bir makam sahibi olarak çalışıyor.
Aytaç Durak’ı soruyorlar.
Çelik sır kasayı anlatıyorum.
Bu sefer ben soruyorum: İstanbul’da kaç Aytaç Durak bulunuyordur?
(Vatan gazetesi yazarlarından Necati Doğru, bu yazının gazete yönetimi tarafından sansüre uğraması üzerine istifa etti.)

Durmak yok, yola devam

Aslında bir inşaat partisi olan AKP, yola devam dedi. Bi duble yol da ben alıyım, yolluk olarak.

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 02

Sahaya atılan 15. maddeye ceza
Nur topu gibi yeni gündemimiz oldu.
1980 darbesini yapanları koruyan geçici 15. maddenin kaldırılması, yeni Anayasa paketinde en çok konuşulan konu haline geldi.
Bu konu dahilinde iki amacın güdüldüğü fikrindeyim. Birincisi, Amerikan güdümlü darbe füzesi miyadını doldurdu, sözde demokratik adımların atılabilmesi ve böylece emperyalist emellerin icra edilebilmesi için rahat bir ortam sunmak. İkincisi de, yargı kıskacından çıkarken muhalefete ters çalım atmak.
Zira bu maddenin kaldırılmasını gündeme ilk getiren CHP olmuştu. Geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılması konusunda hemfikirim ancak, sahaya atılan maddelerden sadece bir tanesi 15. madde, oyunun oynanmasına engel olan tüm ihlallerin aynı şekilde cezalandırılması son derece zaruridir.
'Taraf"lı karar olursa insan samimiyetten kuşku duyuyor.

Fişimizi takacak priz arıyoruz
Londra'da yapılan İngiltere Türkiye Ortak Ticaret ve Ekonomi Komitesi (JETCO) toplantısında konuşan Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, İngiliz Enerji Devlerine önümüzdeki yıl yapılacak 120 Milyar Dolarlık Enerji yatırımı için ellerini çabuk tutmalarını söylemiş.
Zaten ülkemin kanını emen İngiliz kenesi eksikliği var, Vodafone, Shell, BP, HSBC ve TESCO tam olarak yetmiyor değil mi 'Devlet' bakanım?
Fişimizi buradan taaa gider İngiltere'ye takarız. Pahalı gelirse, artık nereye takarız bilmem.

18 Mart 2010 Perşembe

Mesleğimin yüzaklarından; Bülent Düzgit

Yaş 15. Elimde çizdiğim 6-7 tane karikatürle Hürriyet Gazetesi'nin binasından içeri girmiş ve Çarşaf Mizah Dergisi'nin bulunduğu yere doğru heyecan içinde yürüyordum. Kalbimin gümp gümp diye çıkardığı seslerin dışarıdan da duyulduğunu zannediyordum...
Gong, TV'de 7 Gün ve Hafta Sonu gibi bir kaç magazin dergi ve gazetesinin bulunduğu koridoru geçip Çarşaf'ın hazırlandığı büyükçe salona çıkmıştım. Aman tanrım, ilahlar oturuyor; Suavi Sualp, Semih Balcıoğlu, Nehar Tüblek, Bülent Arabacıoğlu, Sinan Gürdağcık, Mahmut Karatoprak, Zeki Beyner, Vedat Saygel, Kandemir Konduk, Öznur Kalender...
Tabi kimse ben geldim diye tınmamıştı, çünkü herkes o haftaki dergiyi yetiştirmek için harıl harıl çalışıyordu.
Zaten gülmekte olan Bülent Düzgit'in bana gülümseyerek, "Gel bakalım delikanlı, karikatür mü getirdin?" diye sordu.
Ben bir cevap verdim mi tam hatırlamıyorum. Eööğğ diye bir ses çıkardım galiba.
Bu yarı melek, yarı karikatürist insanı o zaman tanıdım.
Hemen bir karikatürümü beğenmiş, ve bir tanesinin de konusunu iyi bulup kendisi çizmişti.
Sonra onun yol göstermesiyle bir kaç ay sonra kadrosuna girmiştim Çarşaf'ın ama kısa bir süre sonra Gırgır'a geçmiştim.
Belki 15 yıldan fazladır görmüyordum. Hürriyet'e yolu düşen arkadaşlarla selam iletip idare ediyordum.
Sürekli çalışan, üreten, mutluluğunu bir başkasının mutsuzluğu üzerine kurmayan ve hep gülümseyen Bülent Düzgit aramızdan ayrıldı.
Şu an yapabileceğim, çok üzülmek.
Ve onu saygıyla anmak.

Obiş Amca ve Kunta Kinte

- Söyle bakalım ufaklık, ne istiyorsun?
- Obama Amca, çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler...
- Hadi lan hergele seni... Olabilecek bir şey söyle.
- İşgallere ve ambargolara son! Kahrolsun Amerikan emperyalizmi!
- Bak geçiricem kafayı şimdi. CIA, FBI, Sebastiyan... nöbetçiler atın şu veledi dışarı. Hatta anası varsa anasını da atın dışarı!..

Atılgan Korkmaz / Buyur burdan bak - 01

Kasmayın, şemsiye açıldı artık
IMF başkanı Strauss-Kahn, Çin'e derhal Yuan'ın değerini yükseltin çağrısı yapmış, bu arada Amerikan Senatosu bu yönde karar almaması halinde Çin'e bir dizi yaptırım için karar alma arifesinde.
Çin düşük kur politikası ile dünya ticaret sisteminin merkezine çöreklenmiş durumda, siz de dahil kimse rekabet edemiyor. İstediğiniz kararı alın, emperyalist düşüncelerinizi Çin'e şırınga etmeden önce düşünecektiniz bunları. Zira yarattığınız tüketim toplumu aç bir kurt, derdinizi anlamaz.
Bir tarafınıza giren şemsiye açıldı, boşuna çıkarmaya çalışmayın.

Pakistan da demokratlaşıyor
Independent gazetesi Muhabiri Robert Fisk'in, Pakistan'dan bildirdiğine göre 8 bin kayıp insan var. Sadece Lahor kentinde yera alan kayıplarla ilgili yaptığı araştırma sırasında 120 civarında işkence merkezinin olduğunu tespit etmiş. Bazı işkence merkezlerinin yerleşim yerlerinin merkezinde bodrum katlarında olduğunu bildiren Fisk, çevrede yaşayan insanlarla konuştuğunda günün belirli saatlerinde işkence çığılıklarını duyduklarını öğrenmiş.
Emperyalist güçler Pakistan'ı da kontrol altına alıyorlar artık, yakında Pakistan'da "ılımlı İslam!" yanlısı "özgürlükçü bir ikdidar!" görürsek şaşırmayalım. Hep aynı film sadece oyuncular değişiyor.

17 Mart 2010 Çarşamba

İki tutam saç / Dersim'in kayıp kızları

Nezahat ve Kazım Gündoğan, Dersim Katliamı sonrasında asker ailelerinin yanına evlatlık olarak verilen Dersim'li küçük kızların belgeselini hazırladılar. Birgün'den Ozan Bilir ve İbrahim Varlı'nın söyleşisinden...
- İki tutam saçın hikayesi nedir?
- Biz bu iki tutam saçı İstanbul’da yaşayan bir Dersimli ailede gördük. Bir anne Dersim’den götürülen kızının saçını saklamış. O gün sarıldığı bezle yüreğinin üstünde, ölene kadar. O saçlar 74 yıldır ailede. Biz o saçları gördüğümüzdeki ilk duyguyu anlatamam. Yanımızda ilk açıldığında ürperdik. Bu filmde ömrünün tamamını çocuklarından kalan saçları koynunda taşıyarak yaşayan bir annenin dramı var. İnsanlar o annenin dramını, koynunda taşıdığı saçın bir telini bile yüreğinde hissetse emin olun çok şey değişir.

Tayyip Erdoğan’ın bahsettiği 100 bin Ermeni toparlanmaya başladı

Başbakan'ın, “Ülkede yasayan 170 bin Ermeniden 100 bini vatandaş değildir.” diye hedef gösterdiği Ermeni kitlesi dünden itibaren, iskelet kemik toparlanmaya başladı. Dönüşlerin yavaş yavaş yoğunlaşması bekleniyor.

Aziz Recep Tayyip Yıldırım Erdoğan

- Nedir ulan bu haliniz! Adam gibi top oynayın. Bizi çıldırtacak mısınız? (Fenerbahçe soyunma odası)
- Ne yapayım, köşe yazarına hakim olamıyorum’ diyemezsin. Diyeceksin arkadaş!.. (Parti toplantısı)

İktidarım, muktedirim, saldırganım...
Yasam küçükleri ezmek ve ileri gitmektir.
Varlığım Türk sermayesine armağan olsun.

Kırım Kongo Kanamalı Kenesi : IMF

IMF; "Türkiye ile artık Stand-By programı için görüşme yapmıyoruz"
Bu ne lahana turşusu şimdi, aylardır her ekonomi ile ilgili toplantıda, Başbakan ve ilgili Bakanlar iş çevrelerine, “Efendim bizim şartlarımızı kabul ederlerse anlaşırız, ekonomimiz süper, sayılı ekonomiler arasındaki yerimizi sağlamlaştırdık”, gibi açıklamalar yapıyordu, n'oldu şimdi?
Ben size diyeyim n'oldu; eğer bizim ekonomide kayda değer bir iyileşme olsaydı IMF, çoktan yapışmıştı kene gibi, sanırım emecek kan kalmadı, durum bilinenden de vahim.

Alışmamış götte don durmaz*

R. T. Erdoğan, Ermeni tasarısı nedeniyle yaşanan krizi değerlendirirken, Türkiye'de 170 bin Ermeni'nin yaşadığını, 100 bin kişinin vatandaş olmadığını, gerekirse bu kişilere “hadi siz de memleketinize” denilebileceğini söyledi. (soL.org)

Demokrasiyi bir araç (tren) olarak gördükleri ve içselleştirmedikleri için nasıl sakil duruyor üzerlerinde. Saniyesinde foyaları ortaya çıkıyor. Eee, ne oldu şimdi Ermeni açılımınıza, birlikte maç seyretmeler falan. Yalan mıydı ağam? Ne suçu var o 100 bin Ermeni'nin? Kaldı ki emin olun berbat koşullarda, sigortasız filan çalışıyorlardır. Çalışan için cehennem olan Türkiye'de ne işleri var gariplerin, seçenekleri olsa kesin Fransa'ya, Amerika'ya filan giderlerdi.
Eee, ne demiş halkımız; alışmamış götte don durmaz. Alışmadık beyinde de demokrasi durmuyor, hemen kusuyor.

16 Mart 2010 Salı

Reset

Evet, bazen sıfırlamak bünyeye iyi geliyor. Blogu şöyle bir elden geçirip, bana ait olmayanları temizledim. Ama bu işlemleri zamanında yapmak ve alışkanlık haline getirmemek lazım. Kayıp 6 ayımın hesabını ileride veririm kendime...

İktidardan yana mizahı çiftlik çuprasına benzetiyorum

Birgün Gazetesi'nden Onurkan Avcı, Yeni Harman editörü ve Leman Dergisi yazarı Başar Başaran'la konuştu:
"İktidardan yana mizahı ben çiftlik çuprasına benzetiyorum. Tatsız, tuzsuz bir şey. Artık balık bile değil yani o, bambaşka bir şey...
İçinde reddediş barındırmayan hiçbir sanatın toplumda uzun soluklu karşılığı olmaz. Bunun dünyada da örneği yok. Siz iktidarla aynı şeyi söyleyerek mizah yapamazsınız, yapsanızda ancak onu alır parti organlarında dağıtırsınız. O mizahın mevcut düzene karşı, her türlü baskıya karşı bir reddediş ve isyan taşıması gerekir. Bugün bizim gibi sol mizah dergilerinin de kan kaybediş sebeplerinden birisi de insanların umutsuzluğa savrulmasından geliyor. Gırgır’ı düşünün 500 bin satıyordu. 200- 250 bin sattığımız Leman’ı düşünün. Yani burda ciddi bir isyan vardı adaletsizliklerin tümüne ve düzene. Sonuç olarak topluma bir şey söylemeyen, daha iyi olan bir şeyi anlatmayan bir sanatın anlamı ve karşılığı yok ki. Hiçbir şekilde tutunamazlar. Değerleri kendilerinden menkul olur, hiç kimsenin umurunda olmazlar."

Haydar Işık / Başaltı notları - 38

Haydar Işık'ın stand-up gösterisinden kısa bir bant yayın
beni ne 'aşk-ı memnu'lar, ne 'ezel'ler, ne 'yaprak dökümü'leri istedi de, emperyalistler vermedi. "işçisin sen işçi kal" dediler. "iyi" dedim, "sınfımdır, 6 edebiyat a'dan beri".
ama dedim hikayelerimiz var, acılarımız...
türkiye'de c-4 burada eksi 2'dir. almanya'da vardiyesinden çıkıp paydos sonrasında evlerine giden işçi arkadaşları sokaklardan toplarız biz. çünkü bir çoğunun pestili çıkmıştır. yorgunluktan evlerine varamazlar.
daha bu sabah opel işçisi arkadaşımız veysi'yi, gece vardiyesinden sonra evine iki durak kala yol ortasında ve ayakta uyurken bulup evine teslim ettik. az ileride siemens işçisi kazım'ı prostat sancısıyla duvarın dibinde işerken ve acı içinde çığlık atarken yakaladık. "lan kazım son damlaya hakim ol, sonra gelip bizle toka yapıyosun, dikkat et!" dedim.
bir nebze olsun acısını, yaptığım kötü espiriyle berteraf etmeye çalıştıysam da, kazım'ın kanaması yoğunlaştı. eve taşıyamadık o'nu. ambulansa bırakıp yolumuza devam ettik.
tam köşeyi dönecektim ki, ne göriim? haupwache meydanını süsleyen, prusya döneminden kalma yedi figürlü insancıklar olmuş sana sekiz. "lan" dedim, bu almanların mizah literatürü tek paragraftır. hani hacivat - karagöz ya da nasrettin hoca kadar zengin kişilikleri olsa, heykellerden biri doğurdu sekiz oldular derim. merakım iyice arttı. yaklaştım heykelciklere. hava kış kıyamet (ne zaman günlük güneşlik oldu ki?) "bu yeni bir heykeldir, adamlar sanata düşkün, melih gökçek gibi içine tükürmüyorlar, bi yenisini daha eklemişlerdir" diye ihtimaller türettim. biraz daha dikkatli bakınca bu yeni heykelciğin bizim lufthansa'da çalışan işçi arkadaş erzincanlı abidin olduğunu fark ettim. meğer garibanın bel fıtığı tutmuş. kırk dakikadır kalakalmış orada heykel gibi.
dahası da var. iş veren çıkış verecek korkusuyla rapor almayan ve 13 yıldır doktora gitmeyen manisalı nuri'ye ne demeli? meğer nuri, iki yıl evvel rahmetli olmuş da haberi yok. işten atarlar diye patrona öldüğünü bile belli etmiyor.
geçen aynı bantta döndürüyoruz rotatifleri, bobinleri. burnuma bi koku geldi nuri'den. "yahuu nuri sen ölmüşsün be abi. ağlayanın ben olayım" dedim. "çaktırma birader! bu kapitalizm insanın ölüsünü de çalıştırıyor. ee benim de işime geliyor azıcık. ev kirası, gaz, elektirik, ödemeler, çocuklar derken çalışmam lazım. sakın öldüğümü söyleme! bu almanlar ölü ölü gömer beni valla. bu arada benim iddia kuponum ne oldu? real madrit'e deplasmanda mağlubiyet vermiştim"
not: ilgili ve bilgili okurlarımıza duyurayım; youtube'ye `stand up 111.AVI` yazıp kısa bir videoma ulaşabilirsiniz.