Moskova'nın Şifresi: Temel 2

Türkiye'de 1 milyon 800 bine, Avrupa'da 160 bine yaklaşan gişesiyle Sümela'nın Şifresi: Temel hala gösterime devam ediyor, ama artık Moskova'nın Şifresi: Temel 2 havasına girdik ekip olarak. Şu sıralar yeni senaryoyla boğuşuyorum. İlk filmde iyi olan bütün özellikleri ikinciye taşıyıp, ilkinden daha da komik bir senaryo yazmak için didiniyorum. Aslında bütün mesele, Sümela'nın Şifresi: Temel'deki hesapsız kitapsız, naif ve masalsı havayı yeniden yaratabilmekte... Bunu yaratacak yapımcı, yönetmen, oyuncu ve senariste sahibiz. Kaldı geriye helvayı yapmak.

14 Şubat 'vada' güni!..

La uşaklar paçilar, sevcilinuzun dudağindan öpun sadece. Taksitli öpüp va-dalanmayun. Sizun birbirinuzi sevmenuz, finans kapitalun silipinden aşaği Kasimpaşa'dur.

Temel bir gün 2 milyon gişeye gidiyormuş!

Eksiğimiz ve gediğimiz oldu, ama çok sıcak ve içeriden bakan masalsı bir Karadeniz komedisi yaptık. Kimi işin fıkralarıyla yetindi, kimi filmin ruhuna sinmiş olan 'mert, delifişek, heyecanlı, inatçı, sevgi dolu' Temel'i keşfetti, kimi aşkın bazen sınıfsal fark bile tanımadığını gördü, kimi çeşitli ve kendince haklı nedenlerle filmi beğenmedi... (Bu eleştirileri elimizin tersiyle itmiyor, şu an ikinci filmi hazırlarken faydalanıyoruz.) Ama filmde emeği geçen herkes, Temel kadar saf ve hesapsızdık. Bu saflık ve hesapsızlık gişeye yansıdı. Temel'i, Perşembe günü itibariyle 1 milyon 600 bin kişi izledi, şimdi yolculuk 2 milyona doğru. Temel'e sormuşlar, "Filmin 2 milyon gişeye doğru gidiyormuş, ne diyorsun?" Temel, "Ben gişe mişe istemiyrım. Zuhalum'i istiydım, oni aldum, gişe sizin olsun!"

Sümela'nın Şifresi: Temel'in Necati Hocası'ndan 'küresel' bir yorum

http://www.facebook.com/#!/photo.php?v=345938385429998

Cesur Nalia

"Aman iktidar ne der, aman muktedirleri kızdırır mıyız?" düşüncesiyle kraldan çok kralcı olan 'medyalama' mensuplarına inat, Nalia programını bir oksijen çadırı gibi kullanan Nesrin Aksu'nun konuğuyduk yine. Tehlikeli bir şey de yapmadık; Laz Kapital'i ve Laz Marks Emice'yi konuştuk sadece.

Bir Mehmet Demirci klasiği

Cep telefonları sayesinde dünya nüfusunun yarısı fotoğraf çekmiştir sanırım. Bir mahsuru yok, herkes çeksin, herkes denesin. Ama neyin resmini, niye çekiyorsun ve hangi anı donduruyorsun, bu çok önemli. Mehmet Demirci hangi anı, hangi çerçevede dondurduğunu iyi bilenlerden. Fotoğraf çekmek, biraz da konuşmak gibi. Geveze misin, çok konuşup az şey mi anlatıyorsun? Ya da gerektiği kadar konuşup, çok şey mi ifade ediyorsun? Galiba, otu boku değil, arkasında hikayesi olan anları dondurmak önemli.