6 Mayıs 2026 Çarşamba

Kör Baykuş (Buf-i Kur)

Genelde önce kitabı okur, sonra kitaptan uyarlanan filmi seyrederiz. 
Bu kez tersi oldu benim için; film bombardımanı sırasında bir İran filmi seyrettim sabaha karşı, Kör Baykuş. 
Çok yorgundum, sırrına varamadım herhalde, dedim. Fakat film beni kitaba yönlendirdi. İranlı yazar Sadık Hidayet'in yazdığı kitabı hemen aldım. 
Okumakta niçin bu kadar geciktim diye hayıflanırken kitabı bitirmek istemediğimi fark ettim. Bitirir bitirmez bir daha okuyacağım. 
Birçok şey söyleyebilirim kitap hakkında, ilki geliyor; "Nasıl Yapmalı (Çernişevski) ve Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali) kitaplarını okumadan (ve sırrına vakıf olunmadan) aşık olunmamalı" derdim. Şimdi yanlarına Kör Baykuş'u da ekledim. Yazarın da deyimiyle bir nota defteri gibi. Sanki 9. Senfoni'nin notalarını okuyor gibi hissediyorum kendimi. Her satırı, her cümlesi bir silah gibi. Daya alnına, istediğini yaptır. 
Bir insan böğrünü bu kadar mı ustalıkla deşip okurlarının önüne akıtır. Sadık Hidayet milyonlarca kişinin önünde harakiri yapıyor adeta. 
Bolca afyon eşliğinde yazılmış olmasına rağmen (narkotikten bir gram nasibini almamış ben nasıl böyle kolay adapte oldum?) şunları anlıyorum; Bir kere yalnızlık diye bir şey yok; çorak ve kurak beyin var. Seven de biziz, onu boğazlayan da... ölen de biziz, öldüren de... güzel de biziz çirkin de..,
Futbol örneği vermeden bitireceğimi zannedenler yanılıyor; kitabın tam ortasında, (enteresan bir şekilde kitap 90 sayfa) 45. sayfasında yani ilk devresinde bunları yazma gereği duydum. Dakika ve skor veriyorum; 45. sayfa. Sadık Hidayet: 5, Migros'ta bulaşık telinin yanında satılan proje kitaplar: 0

Ben, Ken Loach; halkın dostu!

Ken Loach, tarafını daha anne karnında seçmiş. İşçinin, emekçinin, ezilenin, kıyıda kenarda kalmış çaresizin hikayelerini anlatıyor hep. Kahramanları genellikle bilinçsiz ve örgütsüzdür. Başına gelenlerin sebebini kavrayıp, hemen tavır alamazlar. Film boyunca bilinçlenirler. Loach, kahramanlarının ağzından büyük laflar etmez. BBC'de çalışırken "Kitchen-sink drama" (Mutfak eviyesi tiyatrosu) türüyle başlattığı, gerçek mekan kullanımına dayalı, belgeselvari film çekme tarzını hala sürdüren üstat, öylesine gerçek görüntüler elde ediyor ki, sinema aracılığıyla sağladığı hakikat, düzene karşı sahici bir tehdit oluşturuyor. 
Büyük usta, üçlemenin son ayağı olan Umudunu Kaybetme filmiyle birlikte kendini emekliye ayırdı. 
Abbas Kiyarüstemi'nin üçlemeleri gibi şifalıdır Loach'un üçlemeleri.  
1- Ben, Daniel Blake (I, Daniel Blake - 2016): Newcastle'da yaşayan bir marangozun devlet bürokrasisiyle mücadelesini ve bir mülteci aileyle kurduğu dayanışmayı anlatır.
2- Üzgünüz, Size Ulaşamadık (Sorry We Missed You - 2019): "Gig ekonomisi" (güvencesiz, kısa süreli işler) içinde sıkışıp kalan bir ailenin ayakta kalma mücadelesini işler.
3- Umudunu Kaybetme (The Old Oak - 2023) Kuzey İngiltere'de eski bir madenci kasabasında geçen film, mültecilerin gelişiyle yerel halk arasındaki gerilimi ve kurulan dostluğu konu alır. Yönetmenin son filmi olarak kabul edilir.

Benim Sinemalarım


* Whistle Down The Wind'i 4 yıl önce, Sundays and Cybele'i de dün seyrettim. Merkezinde kız çocuklarının olduğu iki film.Bryan Forbes'in Whistle Down The Wind'ını seyrettiğimde ismi, Ahırdaki İsa olmalıydı demiştim.
Bir kanun kaçağı, sığ
ındığı çiftlikteki ahırda saklanırken çocuklar tarafından görülür. Çocuklar, kanun kaçağını İsa zanneder ve tarihin en naif ve en çocuksu filmi ortaya çıkar. Çiftliğin küçük kızı Kathy'in, İsa'nın yeryüzüne döndüğünü ve onların ahırını seçtiğini düşünmesiyle başlayan ve hayal kırıklığıyla sonlanan hikaye, ne Vatikan'ı kızdırır ne de domatesin içinde 'Allah' yazısıyla hikmet arayanlara koz verir. Başka sularda yüzen, çok özel ve şahane bir film.
* Serge Bourguignon'un yönettiği Sundays and Cybele'de ise babasız bir kız çocuğu ve Vietnam Savaşı sırasında bir Vietnam köyünü bombalarken uçağı düşüp hafızasını yitirmiş pilot Pierre var. 
Pilot düşerken yakın planda bir Vietnamlı kız çocuğunu bağırırken görür. Pierre'in son hatırladığı budur. Babasız Cybele ve mazisiz Pierre'in hikayesi, 'Leon Sevginin Gücü'ne esin kaynağı olmuş.
40 yıl önce Seven Samurai filmini seyrettikten sonra farkına varmış ama teorize edememiştim; bu filmden neden daha başka bir tat aldım?
Bir tarafta Hollywood ve onun biçimlendirdiği kalıplara dökülmüş bir sinema var, diğer tarafta ise hayat gibi raslantısal, seyirciyi (Brecht'in deyimiyle katarsise) doyuma ulaştırmayı hedeflemediği için çok sıradan, çok sahici ama çok görkemli bir sinema var. Hollywood'un formatladığı anlayıştan da çok değerli filmler çıktı, çıkıyor ama hep ben bu sinemayı sevdim.

Gençliğimde, halka çok yakın duran mizah anlayışımda payları olanları; Oğuz Aral, Ertem Eğilmez ve Charlie Chaplin olarak sıralardım. Tabii ki Karadenizli olmanın maça 1-0 galip başlamak gibi olduğunu unutmadan.


Karışık kuruşuk setlerden, galalardan...


Hiçbirini çıkartamıyoruz abi!

Barcelona'da gezinirken birçok yerde bunun işaret fişekleri olan tarihi eylemleri okumuş ve görmüştüm. İspanya'daki bütün ilerici hareketlerin çıkış yeri, ilk eylemleri hep Barcelona'da olmuş. "Sosyalizm, feminizm, anarşizm vs."

2 Mayıs 2026 Cumartesi

Seri ilanlar...

"Biz burada bir aile gibiyiz." Zaten adımız Kralın Takımı, bir de taa Francisco Franco'dan beri her şey bize göre dizayn edilmiştir. Bölücü Katalan ve Basklıların takımlarını gerekirse statlarını bombalayarak, bazen soyunma odalarına jandarma göndererek, hatta sözleşmeli oyuncularını, UEFA ve FİFA haydutlarının göz yummasıyla ellerinden alırız. Hakemler 80 yıldır tam bir Madridista'dır. 
 
"Hızlı tempolu ortam." Kral Kupası, Lig Kupası, La Liga, Şampiyonlar Ligi, Dünya Kulüpler Kupası, Kıl Kupası, Tüy Kupası ve Süper Kupa maçları derken haftada 3 maça hazırlan.

"Genç ve dinamik ekip." (Genellikle tecrübesiz personelin düşük maaşla çalıştırıldığı, iş gücünün sürekli değiştiği ortamları tanımlar.)

"Esnek çalışma saatleri." (Genellikle mesai saatinin bitiminin belirsiz olduğu, işin bitene kadar çıkılamayacağı durumlardır.)

"Maaş + Prim" Barcelona belası yüzünden son 3 yıldır kupa alamıyoruz, o yüzden kovulmadan 6 ayını dolduran teknik direktörlere prim verilecektir. 

"Tutkulu" veya "İşi kendi işi gibi sahiplenecek." (İşin profesyonel bir sınırda kalmayıp, tüm hayatınızı kaplamasının beklendiği durumlar.)

Oflu Hoca-6 "Define"

Taksim'den geçer mi abi?

"Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre" Sakallının komünist toplum tanımı, muhalefet yapma tanımımız için de geçerli. Çünkü o çok eleştirdiğimiz sosyal medya cengaverliğini bile "Aman başıma bir şey gelir" korkusuyla yapamayanlar var. O yüzden herkes yeteneğine ve yüreğine göre eleştiri yapıyor.

26 Nisan 2026 Pazar

United Kingdom zero point

Sene olmuş 2 bin bilmem kaç, Orta Çağ artığı törenlerle uğraşıyorsunuz. 
"O bizim geleneğimiz." diyen dük ve düşes olursa, "E o zaman Aborjinlerle, Hutularla, dinle yönetilen ülkelerle ve ilkel kabilelerle niye dalga geçiyorsunuz? Niye onların geleneklerine saygı duymuyorsunuz ve sürekli onlara medeniyet taşımaya çalışıyorsunuz?" demez miyiz? Diyelim bence.

Fuat Saka'ya benzemek artık çok kolay

Bunun için, Prag'da bulunan Hotel Kosicka'nın restoranına gidecek ve bu dev ampulle poz vereceksiniz. Saniyesinde Fuat Saka'ya benzemezseniz yolculuğunuzun parasını ödüyorum. 

Pek benzememiş, diyenler vardı. Alın parçaları oturtun şimdi.



Ağam bizimle eğleniir!


Aynılar aynı yerde. Ayrılıklar dinden, imandan, milliyetten. coğrafyadan değil, sınıfsal abilerim ablalarım!