4 Ağustos 2026 Salı

Dunyanın bütun hamsileri, birleşun!

Bütün çalişmalarum sirasinda baa eşlık eden Feridun Encels’e...
Kiymetli dostum, saa yolladuğum mektubun içine çok sevduğun hamsilerden de koymiştım. Fakat zehirlenduğuni söyledun. Demek ki bu hamsi milleti yolda evrim geçirup zehirli baluk oliy. (Pakınız. Evrim Teorisi.) Mideni yikattuktan sora hatirlat, Darwin’lan bu koniyi konişalım. Bu sefer hamsilerun yanina buz da koyayrım.
Afiyet olsun.

Geçmiş zaman olur ki; Nazım'dan Kobayashi'ye...

Mayıs 2015 - Temmuz 2016. 14 ay delirmiş gibi seyrettiğim 1300 civarında film. 
Bu serüvene başlamadan önce bir iki filmini seyrettiğim ustaların 8-10 filmini seyretme olanağı buldum. Böylece daha iyi tanımış oldum Sica'yı, Godard'ı, Bergman'ı, Tarkovski'yi, Ozu'yu, Scola'yı, Antonioni'yi, Forman'ı, Gatlif'i, Angelopulos'u, Vigo'yu, Mahmelbaf'ı, Herzog'u, Fabri'yi, Kiyarüstemi'yi, Fasbinder'i vs vs...
Bu arada hiç bilmediğim bir çok yönetmen keşfettim ama bir tanesi çok özel oldu benim için; Masaki Kobayashi. Ben ki, yine bir Japon olan Akira Kurosowa hayranıyım, onun tahtına birisini oturtacağımı hiç düşünmezdim. 
Kobayashi'nin 7 filmini izledim. Üçleme olan 'İnsan Manzaraları'nı (Her biri 3'er saat) seyrederken Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları'nı okuyormuş gibi hissettim. O yazmış, o da çekmiş. Eee, dert aynı olunca...

Bir Muhammed Salah paylaşımı daha. "Ne bu yaa, her yer Arap doldu! Trabzon Salahzon oldu."

Film ve dizi projelerimiz için yapımcılarla, majör kanal ve platformlarla görüşürken genellikle takipçi sayıları yüksek olan oyuncuları önerirler bize.


Bizde de "You'll Never Walk Alone" Hatta rakam verebilirim, sürekli 4-5 milyon kişiyle birlikte yürüyeceksin.



3 Ağustos 2026 Pazartesi

Otomatik Portakal; Johan Cruyff

Otoamatik
Yıl 1974. Çayeli'nde televizyon yayınlarını 'paket yayın'la izliyoruz. Trabzon verici istasyonundan, haftanın 3 günü yayın yapıldığı dönem yani. 1974 Dünya Kupası başlamış, sadece 3 günde hangi maçı seyredebiliriz ki? O da ne, bizim antenleri biraz daha kuzeye çevirince SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) üzerinden her maçı seyrediyormuşuz meğer. Filmlerin önünde yayınlanan reklamlardan, gazetelerin spor sayfalarından ve spor dergilerinden aklımda kalan Brezilya diye bir cambazlar takımı ve onun baş cambazı Pele var. Asıl onlar seyredilmeli çünkü futbolu bir başka oynuyorlar. Fakat maçları seyretmeye başlayınca öğrendim ki Pele 1974'e katılmamış. Brezilya da hiç anlatılan Brezilya gibi değil. Hemen elendiler zaten. Ama bir takım vardı daha önce hiç bahsedilmeyen; Portakallar...
Mahalle aralarında 'Ben Peleyim, ben Rivelino'yum, ben Tostao'yum" dediğimiz ama "Ben Kıroyf'um, ben Renzenbirik'im, ben Netzer'im" demediğimiz yıllar. Çocuk aklımla hemen çarpılmıştım bu çelimsiz adama ve oynadığı takıma...
Çocuğuz, her şeyi bir sirk estetiğiyle beğeniyoruz; eğlenceli, büyüleyici değilse ne yapayım onu? Bana ne kakalak, makine nizamındaki Almanya'dan, İtalya'dan... Hala aynı düşünüyorum bu arada.
İkinci maçlarında büyülenmiş ve Brezilya'dan boşalan yere 'Portakallar'ı, Pele'den boşalan yere Cruyff'u koymuştum.
Sanki bir sistemleri yokmuş gibi herkes her yere koşturuyordu. Futbol, o zamanlar da enteresan bir oyundu ama Ömer Üründül maçlarda yorumcu olmadığı için sahada neler olup bitiyor anlamıyorduk.
Kaotik bir şey gibi ama hep aynı kaotikliği tutturabildikleri için de sanat eseri gibiydi Hollanda Milli Takımı. Şimdi o döneme bir isim koysam; Otomatik portakallar derdim...
Sonra Cruyff gitti, benim neredeyse Trabzonspor'dan sonra en sevdiğim Barcelona'da oynadı. Sonra Barcelona'nın teknik direktörü oldu ve bir daha bileği kolay kolay bükülmeyecek sistemin tohumlarını attı, La Masia'yı yarattı.
Beyaz İspanyol'lara ve büyük reisleri Franco'ya inat bir Katalan gibi yaşadı. 

Oğlunun adını, Katalanların koruyucusu Aziz Jordi'nin adından esinlenerek Jordi koydu.
Sigara mı futbol mu, sorusuna, 'sigara' diyebilecek kadar serkeş, soyunma odasında dua eden futbolculara hayret edip, "Bir tane kazananın olacağı karşılaşmada neden dua ederler ki, Tanrı hanginizi tutsun, daha çok dua edeni mi?" diye soracak kadar sofistike bir abimizdi.
Onun kadar bir de Maradona ve Messi'yi sevdim.
Tot ziens Cruyff. En azından ben seni hiç unutmayacağım.

Gallieno Ferri'yi Zagor'la analım.

Çocuk yanımla, Zembla'dan Tommiks'e, Kinova'dan Kaptan Swing'e, Mandrake'den Mister No'ya kadar 70'li yılların başında yayınlanan bütün çizgi romanları severim. Ama Zagor hep bir başka olmuştur.
Şimdi bile seviyorum Zagor okumayı. Net bir şekilde formüle edemem ama bir kaç neden söyleyebilirim. Hala Gallieno Ferri'nin çizdiği Zagor ciltlerini ararım. Her ne kadar Ferri diğer esse gesse çizgi romanlarını çiziyor olsa da Zagor'da ayrı bir döktürürdü. Sonra, Zagor kızılderili dostudur; beyazların kışkırtmadığı, tıpkı beyazlar gibi bir ölüm makinesine dönmemiş bütün kızılderililerin yanındadır. (Babasını kızılderililer öldürmesine rağmen hem de) Kuşkusuz en iyi pişekar olan obur Çiko'yu da hesaba katmak gerek.
Bir de, Zagor sıradan insan özellikleri de gösterir; Tommiks gibi, Suzi öptüğünde ayılıp bayılmaz. Bir kadın Zagor'a ilgi duyuyorsa ve o da kadından hoşlanıyorsa onu öper. Zagor Tenay yemek yer, su içer, yaralanır, tutsak düşer. Çelik Bilek gibi 80 İngiliz askerinin üzerine koşup, hepsine dan dun girişmez.
Ve en son olarak bir macerasında, (Chicago ya da New York olabilir) polis teşkilatının bağırsağını dökmüştü ortaya. Burjuvazinin emrindeki müdüründen, memuruna kadar bütün polislerin gırtlağına kadar rüşvete battığı bir polis teşkilatıyla boğuşmuştu Zagor Tenay.
Tamam hayal kahramanısın ama yine de baltana kuvvet hocam.

2 Ağustos 2026 Pazar

Sonuna "ist" takılabilecek her türlü kötülük ve ruh hastalığına uygun bir yapısı var.

Fakir botoksu / Milo Manara


Çocukken onun çizdiği Tipitip'leri biriktirirken, büyüyüp Çarşaf, Laklak ve Gırgır Mizah Dergilerinde yan masasında oturmak az gurur olmasa gerek. Türkiye'nin yüz aklarından, Bülent Arabacıoğlu.

Zaten 12 tane ay var, onların 3'te 1'i şanslıysa şans sebil olmuş demektir. Ne anladım o şanstan. Sadece Koçlara şans vuracak, hatta orada da Koç'un en hası, göbeğinde doğan 5 Nisanlılara vurursa en şanslı gibi oluruz.


 

Cucurella Dünya Kupası'nı, Salıpazarı'nda ucuza fasulye bulup birkaç kilo alan Neriman Abla gibi götürüyor.


"Bölük dur! Kandıralı sen de dur!" tekerlemesi artık geçersizdir. Yenisi, "Dünya dur, Amerikalı sen de dur!"


Trabzonspor 159 yaşında

Aha haburaya yazayrım, Tirabizonsipor 59 değil, 159. yaşindadur. Furtuna, 1867’de kuruldi ama nufusa geç yazdurulduği içun kuçuk gösteriy. Bizum buralar köylük yerlerdur, bebeler nüfusa biraz geç yazdirilur. Nüfus cüzdaninda 59 görüniy ama gerçekte 159 yaşındadur. Öyle beyukluk meyukluk numarasi yapmayun, herkes beyuktur.  

59 ama en az 159 yaşında.


31 Temmuz 2026 Cuma

Kumların Kadını

Roman: Kobo Abe / Film: Hiroshi Teshigahara / Foto: Jean-Philippe Charbonnier
Hepsini bir fotoğrafta birleştiren, ben.

Tekir de AKP'ye katılıyor.


Laz Marks Emice diy ki;

* Bu çakallarun Amerika’da yaptuklari masturlari hasturlari bulara basit bi şey oğretur, finans–kapitalun güciyle işçiyi, emekçiyi, halki soyacaksun. Oyle derinlukli, öngöruli ekonomi bilgisi beklemayın bunlardan.

* La piroleter İhsan, senun yerun emekçinun takasidur. Ne işun var burjuvazinun Titanik’inde? Burjuvazi güvertede Leonardo Di Kaprio gibi belune mi sarilacak zannediysun? Size birlukte hayirli batişlar.

* Bunca ihtişamina rağmen emperyalist - kapitalizım hala bir kovboy kasabasi dekori gibidır.

Önden bakinca bar, salon, şerifın sarayi herbir şey tamam. Ama biraz yaklaşup içine girince; arka tarafi yok. Meğer koskoca kasaba bir panoymiş. Efendum mesele bu dekori yikacak, yurekli ellerde ve halklardadur. Gerisi laf-i güzaf.

Ülkede tüketiciyi koruyan kanun yok, olanlar da uygulanmayınca insan fantezi kuruyor; yurtdışından geri çevrilen bütün sebze ve meyveleri, raflardaki zehirleri, bunları ürütenlere yedireceksin.

Biraz Moskova'nın Şifresi'ndan, biraz Bizum Hoca'dan, biraz da Öğretmen'den...

 

İnşallah insan hücresinin yanına da şehir hastanesi filan yapmazlar.

İlk iki görüntü, Trabzonspor Akyazı Tesislerinin yapılması planlanan çizimlerinden. Alttaki ise, insan hücresinin şimdiye kadarki en detaylı görüntüsü. Bize insan hücresi gibi cafcaflı projeyi gösterip akustiği bile olmayan stadı (bir de yanına Şehir Hastanesi yaparak) verdiler. İnşallah insan hücresinin yanına da şehir hastanesi filan yapmazlar.

"Batı demokrasisi" diyenin de yüzüne "bok çuvalı olduğunu" haykırın. Batı demokrasisi yoktur, sermayenin tıkandığında saldırganlaşması vardır.

Kesin olmuştur...