Yılmaz Okumuş
13 Mayıs 2026 Çarşamba
12 Mayıs 2026 Salı
8 Mayıs 2026 Cuma
Değişmeyen tek şey değişim!
Tabii ki eleştiri hakkımı saklı tutarak, onlarca yıl mizah dergilerinde birlikte çalıştığımız (bazılarına kişisel olarak kefil olabileceğim) arkadaşlarımızı destekleyeceğim.
Destekleyeceğiz ama değişim ileriye, demokrasiye doğru olacak diye umuyoruz.
ABD, AB emperyalizmi ve trilyonluk kapitalist fonları yöneten kan emicilerinin, "değişim" diyerek halkı galeyana getirdiği ve cehenneme çevirdiği Arap, Afrika coğrafyasıyla, Azov Taburu komutanı leş Zelenski'nin Ukrayna'daki değişiminin de değişim olduğunu unutmadan. Neymiş, değişim ileriye, daha çok demokrasiye, daha tabana yayılmaya doğru olunca güzelmiş.
6 Mayıs 2026 Çarşamba
Kör Baykuş (Buf-i Kur)
Genelde önce kitabı okur, sonra kitaptan uyarlanan filmi seyrederiz.
Bu kez tersi oldu benim için; film bombardımanı sırasında bir İran filmi seyrettim sabaha karşı, Kör Baykuş.
Çok yorgundum, sırrına varamadım herhalde, dedim. Fakat film beni kitaba yönlendirdi. İranlı yazar Sadık Hidayet'in yazdığı kitabı hemen aldım.
Okumakta niçin bu kadar geciktim diye hayıflanırken kitabı bitirmek istemediğimi fark ettim. Bitirir bitirmez bir daha okuyacağım.
Birçok şey söyleyebilirim kitap hakkında, ilki geliyor; "Nasıl Yapmalı (Çernişevski) ve Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali) kitaplarını okumadan (ve sırrına vakıf olunmadan) aşık olunmamalı" derdim. Şimdi yanlarına Kör Baykuş'u da ekledim. Yazarın da deyimiyle bir nota defteri gibi. Sanki 9. Senfoni'nin notalarını okuyor gibi hissediyorum kendimi. Her satırı, her cümlesi bir silah gibi. Daya alnına, istediğini yaptır.
Bir insan böğrünü bu kadar mı ustalıkla deşip okurlarının önüne akıtır. Sadık Hidayet milyonlarca kişinin önünde harakiri yapıyor adeta.
Bolca afyon eşliğinde yazılmış olmasına rağmen (narkotikten bir gram nasibini almamış ben nasıl böyle kolay adapte oldum?) şunları anlıyorum; Bir kere yalnızlık diye bir şey yok; çorak ve kurak beyin var. Seven de biziz, onu boğazlayan da... ölen de biziz, öldüren de... güzel de biziz çirkin de..,
Futbol örneği vermeden bitireceğimi zannedenler yanılıyor; kitabın tam ortasında, (enteresan bir şekilde kitap 90 sayfa) 45. sayfasında yani ilk devresinde bunları yazma gereği duydum. Dakika ve skor veriyorum; 45. sayfa. Sadık Hidayet: 5, Migros'ta bulaşık telinin yanında satılan proje kitaplar: 0
Futbol örneği vermeden bitireceğimi zannedenler yanılıyor; kitabın tam ortasında, (enteresan bir şekilde kitap 90 sayfa) 45. sayfasında yani ilk devresinde bunları yazma gereği duydum. Dakika ve skor veriyorum; 45. sayfa. Sadık Hidayet: 5, Migros'ta bulaşık telinin yanında satılan proje kitaplar: 0
Ben, Ken Loach; halkın dostu!
Ken Loach, tarafını daha anne karnında seçmiş. İşçinin, emekçinin, ezilenin, kıyıda kenarda kalmış çaresizin hikayelerini anlatıyor hep. Kahramanları genellikle bilinçsiz ve örgütsüzdür. Başına gelenlerin sebebini kavrayıp, hemen tavır alamazlar. Film boyunca bilinçlenirler. Loach, kahramanlarının ağzından büyük laflar etmez. BBC'de çalışırken "Kitchen-sink drama" (Mutfak eviyesi tiyatrosu) türüyle başlattığı, gerçek mekan kullanımına dayalı, belgeselvari film çekme tarzını hala sürdüren üstat, öylesine gerçek görüntüler elde ediyor ki, sinema aracılığıyla sağladığı hakikat, düzene karşı sahici bir tehdit oluşturuyor.
Büyük usta, üçlemenin son ayağı olan Umudunu Kaybetme filmiyle birlikte kendini emekliye ayırdı.
Abbas Kiyarüstemi'nin üçlemeleri gibi şifalıdır Loach'un üçlemeleri.
1- Ben, Daniel Blake (I, Daniel Blake - 2016): Newcastle'da yaşayan bir marangozun devlet bürokrasisiyle mücadelesini ve bir mülteci aileyle kurduğu dayanışmayı anlatır.
2- Üzgünüz, Size Ulaşamadık (Sorry We Missed You - 2019): "Gig ekonomisi" (güvencesiz, kısa süreli işler) içinde sıkışıp kalan bir ailenin ayakta kalma mücadelesini işler.
3- Umudunu Kaybetme (The Old Oak - 2023) Kuzey İngiltere'de eski bir madenci kasabasında geçen film, mültecilerin gelişiyle yerel halk arasındaki gerilimi ve kurulan dostluğu konu alır. Yönetmenin son filmi olarak kabul edilir.
2- Üzgünüz, Size Ulaşamadık (Sorry We Missed You - 2019): "Gig ekonomisi" (güvencesiz, kısa süreli işler) içinde sıkışıp kalan bir ailenin ayakta kalma mücadelesini işler.
3- Umudunu Kaybetme (The Old Oak - 2023) Kuzey İngiltere'de eski bir madenci kasabasında geçen film, mültecilerin gelişiyle yerel halk arasındaki gerilimi ve kurulan dostluğu konu alır. Yönetmenin son filmi olarak kabul edilir.
Benim Sinemalarım
* Whistle Down The Wind'i 4 yıl önce, Sundays and Cybele'i de dün seyrettim. Merkezinde kız çocuklarının olduğu iki film.Bryan Forbes'in Whistle Down The Wind'ını seyrettiğimde ismi, Ahırdaki İsa olmalıydı demiştim.
Bir kanun kaçağı, sığındığı çiftlikteki ahırda saklanırken çocuklar tarafından görülür. Çocuklar, kanun kaçağını İsa zanneder ve tarihin en naif ve en çocuksu filmi ortaya çıkar. Çiftliğin küçük kızı Kathy'in, İsa'nın yeryüzüne döndüğünü ve onların ahırını seçtiğini düşünmesiyle başlayan ve hayal kırıklığıyla sonlanan hikaye, ne Vatikan'ı kızdırır ne de domatesin içinde 'Allah' yazısıyla hikmet arayanlara koz verir. Başka sularda yüzen, çok özel ve şahane bir film.
* Serge Bourguignon'un yönettiği Sundays and Cybele'de ise babasız bir kız çocuğu ve Vietnam Savaşı sırasında bir Vietnam köyünü bombalarken uçağı düşüp hafızasını yitirmiş pilot Pierre var.
Pilot düşerken yakın planda bir Vietnamlı kız çocuğunu bağırırken görür. Pierre'in son hatırladığı budur. Babasız Cybele ve mazisiz Pierre'in hikayesi, 'Leon Sevginin Gücü'ne esin kaynağı olmuş.
40 yıl önce Seven Samurai filmini seyrettikten sonra farkına varmış ama teorize edememiştim; bu filmden neden daha başka bir tat aldım?
Bir tarafta Hollywood ve onun biçimlendirdiği kalıplara dökülmüş bir sinema var, diğer tarafta ise hayat gibi raslantısal, seyirciyi (Brecht'in deyimiyle katarsise) doyuma ulaştırmayı hedeflemediği için çok sıradan, çok sahici ama çok görkemli bir sinema var. Hollywood'un formatladığı anlayıştan da çok değerli filmler çıktı, çıkıyor ama hep ben bu sinemayı sevdim.
40 yıl önce Seven Samurai filmini seyrettikten sonra farkına varmış ama teorize edememiştim; bu filmden neden daha başka bir tat aldım?
Bir tarafta Hollywood ve onun biçimlendirdiği kalıplara dökülmüş bir sinema var, diğer tarafta ise hayat gibi raslantısal, seyirciyi (Brecht'in deyimiyle katarsise) doyuma ulaştırmayı hedeflemediği için çok sıradan, çok sahici ama çok görkemli bir sinema var. Hollywood'un formatladığı anlayıştan da çok değerli filmler çıktı, çıkıyor ama hep ben bu sinemayı sevdim.
5 Mayıs 2026 Salı
4 Mayıs 2026 Pazartesi
Filmin yönetmeninin adını Google'a yazdım, "Carles Puyol mu demek istediniz? diye soruyor. David Pujol mu Carles Puyol mu? İkisi de Katalan. Yönetmen olan Pujol, Salvador Dali bilirkişisi gibi hep onunla ilgili filmler, belgeseller çekmiş. Puyol ise tarihin hem en sportmen (centilmen) hem de en iyi defans oyuncusu. İkisi de çok iyi Google Bey.
3 Mayıs 2026 Pazar
İşçi sınıfının, pahalılıktan, yoksulluktan canı yandığında, "Elim kırılaydı da AKP'ye oy vermeyeydim" demesi insanların hoşuna gitmiyor ve "Siz bunları başımıza getirdiniz, şimdi de çekin bu zulmü" karşılığını alıyor. AKP'nin oylarının çok olduğu bazı yörelerde insanlar bir eylem yaptığında, "Siz seçtiniz bunları!" diye eleştiriliyor. Bu tavır doğru mu? Eylem yapmak, iktidardan, yoksulluktan şikayetçi olmak sadece muhaliflerin hakkı mı? Geç de olsa hataların anladılar, deyip desteklemek gerekmez mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)
.jpg)

