26 Temmuz 2026 Pazar

Bong Joon-ho, Yaratık, Makarna Üçgeni... falan filan!

"Amerikan ordusunun bir kaç sene önce gizlice boşalttığı kimyasal atıklar, nehirde korkunç bir yaratığın üremesine neden olmuştur. Şehrin başına bela olan bu yaratığa kimse bir şey yapamamaktadır. Yaratık ile ilgili bir gerçek daha fark edilir. Hükümet Yaratık'ın insanlara bir virüs bulaştırdığından şüphelenmektedir.
Dayı rolündeki Park Hae-il (Nam-il), üniversite yıllarında öğrenci protestolarına katılmış ve molotof kokteyli hazırlamayı orada öğrenmiş bir devrimcidir. G. Kore'de faşizm sonrası emperyalist kapitalizme açılan ekonomi sonucu bir kenara fırlatılmış, yok sayılmış dayının hazırladığı molotof kokteyli ile Yaratık'ı (kolektif bir şekilde) yakıp patlatırlar." Bong Joon-ho, Yaratık'tan sonra Parazit, Kar Küreyici ve Okja'yı çekti. Hemen her filminde kıyısından köşesinden bir kapitalizm eleştirisi var. Ödül kazanmanın yolunu, liberal düşüncelerden, nihilizmden, toplumsal hiçbir şeyin anlamı yok demekten geçirmiyor adam. 
Tabii ki filmlerin konusu her şey olabilir ama bir ömür boyu, sıkıştığı cendereden çıkış yolunu bilmeyen, bu konuyla ilgili örgütlü bir şey söyleyeni eleştirenlerin, arafta kalanların, ikilem yaşayanların, bireyciliğin filmlerini yapmak neden tercih edilir? 
Şu an Türkiye'de bir avuç insan dışında herkes korkulu, kaygılı ve geçim sıkıntısı çekerken neyin arafta kalması, neyin ikilemi, neyin bireyciliği? Bir şey söyler gibi yapıp, emperyalist kapitalizme ve onların işbirlikçilerine hiçbir şey söylememenin konforlu bir alanı olduğunu düşünmüyor musunuz? O zaman saf ve salt sanat yaparak ödül de geliyor nasıl olsa.
Durum, tam olarak sanat sosyolojisinde "Avrupalı fonların ve festivallerin estetik diktası" ile "entelektüel konforizm" olarak adlandırılan küresel bir mekanizmanın yansımasıdır.
Küresel festival ekonomisi ve ödül mekanizması; Cannes, Berlin ve Venedik gibi büyük Avrupa festivalleri, Doğu toplumlarından gelen sinemacıların küresel kapitalizmi, emperyalizmi veya NATO politikalarını doğrudan eleştirmesini pek tercih etmez. Avrupa fonlarından (Euroimages vb.) destek almak için filmlerin "evrensel insani temalar", "bireysel dramlar" veya "yerel bürokrasi eleştirisi" sınırlarında kalması istenir. Emperyalist çarkları doğrudan hedef alan sert bir politik sinema, bu fon kapılarını kapatır. Saf, steril ve soyut bir sanat yapmak ödülü ve prestiji getiren konforlu bir alandır.
Kendi sınıflarının tatminsizliğini, arafta kalışını ve can sıkıntısını anlatmak çok güzel bir marina gibidir. Ne gerek var dalgalı denizlere?
Hem bu marinada, "Bir şey söyler gibi yapıp hiçbir şey söylememek" de mümkün.  
Ama yanılıyorsun, binlerce entelektüel sözler ve halktan insanlar var o filmlerde. 
Var ve konuşuyorlar ve eleştiriyorlar tabii, ancak bu eleştirinin ucu hiçbir zaman  somut sömürü mekanizmalarına dokunmaz. Suçlu, soyut bir "sistem", "insan doğası" ya da "taşra cehaleti" ilan edilir. 
Kendilerine suç ortağı arar gibi esinlendikleri Rus Edebiyatı'nın karakterleri  o dönemde çarın sansürüne rağmen en sert varoluşsal ve ahlaki savaşı açmışlardı. Onların nihilizmi bir "tembellik" veya "konfor" değil, çarlık Rusya'sının adaletsizliğine karşı delirme noktasına gelmiş bir çaresizlik haykırışıydı. Bugünün Türk sinemasındaki nihilizm ise ne yazık ki çoğunlukla "eyleme geçme sorumluluğundan kaçmanın" felsefi bir bahanesi olarak kullanılıyor.
Amaaan sana ne be kardeşim, sen Sümela'nın Şifresi bilmem kaçıncı filmini yazsana. Ya da Makarna Üçgeni'ni çeksene. 

Moskova'dan...

Gördüğüm her paylaşımın altına yapıştırasım var. Hemen herkes kendi hırsızını, kendi mahallesinin soyguncusunu, kendi şikecisini koruyor.


Dağdan gelip bağdakini kovan sırtlanlar.


Devletinden bu kadar nefret ettiğim ama tek tek en çok sevdiğim insanlara yurtluk eden Almanya.


Rizeli Fenerlileri ve Galatasaraylıları hafife alıyorsunuz


25 Temmuz 2026 Cumartesi

Sayōnara, dōshiyo.

Japon Kızıl Ordusu militanı Kozo Okamoto Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’yle birlikte 1972’de Tel Aviv’de havalimanına düzenlenen saldırıyı gerçekleştirmişti. Filistin direnişinin “Japon Ahmed” unvanını verdiği Okamoto dün 78 yaşında Lübnan’da yaşamını yitirdi. (sol Haber)

Sokaklarda, karton evde yaşayan ve önümüzdeki kışı çıkaracağı meçhul olan Billy'e, Elon Musk ve Jeff Bezos'tan daha çok sermayeyi savunduran sistemdir, kapitalizm.


ABD Başkanı Donald Trump geçenlerde yaptığı konuşmada, 'Komünizm, Amerikan özgürlüğü için ölümcül bir tehdittir. Ülkemizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit budur." demişti. Son zamanlarda Trump ve avanesi sıkça "Öldü bitti" denilen komünizm tehlikesinden bahsediyor. Bu katil sürüsü, Amerikan toplumundaki giderek artan ekonomik kutuplaşmayı, yoksullaşma hissini ve büyüyen sınıfsal öfkeyi ölçüyorlar ve bunu kendi siyasi hedefleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyorlar. 
ABD'de son yıllarda artan enflasyon, konut krizi ve alım gücü kaybı, geniş kitlelerde sistemin kendilerine çalışmadığı duygusunu (sınıfsal öfkeyi) büyütmüştür.
Gerçek ekonomik yapısal sorunların (gelir adaletsizliği, tekelleşme) yarattığı bu öfke, doğrudan "komünizm" gibi dışsal veya ideolojik bir düşmana yönlendirilerek sistem içi bir panzehir olarak kullanmaya çalışmaktadırlar.
Sol, artan bu yoksullaşmayı zenginlerden daha fazla vergi alınması, ücretsiz sağlık hizmeti ve güçlü sosyal devlet politikaları ile çözüm önerirken sağ ise (Trump ve ekibi), bu talepleri "komünizm tehlikesi" olarak görmektedir.
Ekonomik çöküşün sorumlusu olarak büyük devleti, küresel elitleri, Çin'i ve göçmenleri göstererek sağ-popülist bir hat inşa etmektedir.
Sınıfsal öfke eğer doğru yönetilmezse mevcut kapitalist sisteme veya elitlerin tamamına yönelebilir; "komünizm tehlikesi" söylemi, bu öfkeyi kontrol edilebilir ideolojik bir kalıba dökmeye yaramaktadır. Yani, kapitalistler şunu demiş oluyor, "Komünizm ölmedi yüreğimde yaşıyoooor! Uygarlık savaşında bayrağı o taşıyor!"

Zenit'e sattığımız Augusto, AKP'ye 5. golü atmış. Darısı Türk halkının başına.


Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi görmesi gereken adam. Ortaçağ'da bile karşı çıkılan düşünceleriyle dünyayı kana buluyor. Neymiş, emperyalist - kapitalizmin belini bükmeden dünya haklarına huzur yokmuş.


Fontu benziyor, pazar payı da benzer inşallah!



24 Temmuz 2026 Cuma

Roger Waters'ı neden çok sevmeliyiz?


Hola camarada!

Bir Kızılderili sözü: "Uyuyormuş gibi yapanı uyandıramazsın"


Uykusuz kaldığımız her gece birinin rüyasında oluyormuşuz.


Sabaha kadar neden uyuyamadığımı şimdi anladım. Yaklaşık 45 yıldır sabah 6'dan önce uyuyamam. Bu halk inanışını okuduktan sonra kavradım durumu; Bu bir kişinin işi olamaz, birçok kişi yıllardır nöbetleşe olarak beni rüyalarında görüyor. Onlar sabah uyandıklarında ben de ancak uykuya dalıyorum.

Selim'i Ayrılık Çeşmesi'nde içeri almışlar!


- Benden duymuş olma ama seninle direkt dalaşamayanlar, Stalin üzerinden saldırıyor.


Altına ben de imzamı atmıştım

O zamanlar Gırgır 500 bin basılır, 480 bin satardı. Onu Fırt, Limon, Hıbır, Pişmiş Kelle ve Çarşaf gibi 100 binlerce satan diğer dergiler izlerdi ve bir tanesinin çizerine baskı uygulanırsa diğerleri de tepki gösterir, yanında yer alırdı. 

Yıllardır bize zehirli kimyasalları yediriyorlar. İnşallah bunları yiye yiye 8 kolumuz, 20 bacağımız çıkar. 9 metre boyunda, vahşi ve süper güçleri olan yaratıklara dönüşürüz de bu çeteye dalarız.


Yiğit Özgür’den ödünç alarak, “Geldi gene tipini …..”