10 Ekim 2026 Cumartesi

Notre Dame’ın Kamburları…

Sevdiğim kapak esprilerimden biriydi; YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’yı bir öğrencinin, Maliye Bakanı Adnan Başer Kafaoğlu’nu da bir emekçinin sırtına Notre Dame’ın Kamburu olarak yerleştirmiştim. Gürcan Özkan da bir güzel çizmişti. Neyse ki bütün bunlar eskide kaldı, artık kimsenin kamburu filan yok. Türkiye cennete döndü, az sonra da ‘Huri’ler geliyor.

9 Ekim 2026 Cuma

Che Guevara'nın ruhundan aldığım yetkiye dayanarak sizleri sevgili ilan ediyorum. Gerçek bir aşk için bu köhnemiş, ahlaksız kapitalist düzenin imzasına ve karı koca olmanıza gerek yok.


Laz Marks, "Tirabizon Diyalektiğinun Tersine Çevrilmiş Hali"

* Devrimun önindeki en beyuk engel Oflilardır! Biliysunuz, polemiğe girup da fiyonk takmaduğum kimsayi daha tarih yazmamiştur. Ama bu bizum Oflilar içun geçerli değildur. Ofli'ya laf anlatana kadar iki dane hamsiye devrimci öğretiyi öğreturum daha iyi.

* Bu bizum uşaklarda küçücuk bir sınıf bilinci yok. Yillardır anlatiyrum, “Bir araya gelursanuz hakkunuzi yedurmezsunuz” ama nafile. Lelipop İhsan vardur, Tirabizon limaninda çalışiy. Bua, “La sen proletersın” dedum, 3 ay benlan konişmadi. Artuk ne anladiysa kot kafali.

* “Bir İngiliz, bir Alman ve bir Laz trende gidiymiş…” diye başliyan bi süri fikra dinlemişsunuzdur. Fakat fikra bittukten sonra bu insanlar ne yapayler diye hiç duşundunuz mi? Bizım İdris 2,5 yildur işsuz. Fıkrada bile boğaz tokluğina oynay ama İngilizle Alman’un oni kiskanduğuni zannediy.

Rizeli vaaar, Rizeli var. Hiçbir feodal duygum yoktur ama hemşerim Cihan Alptekin’le gurur duyarım. Bu arada benzetme yeteneğim fena değildir; Aaron Paul benzerliği gözümden kaçmadı.

Nepal’de patlayan sel suları gibi patlayacak dünya halkları! Bu cahil, hırsız, katil sürüsünü önüne katacak, ama 10 ama 20 ama 50 yıl sonra. İşimiz kahinlik değil bu akla aykırı zalimlik bitecek, bunu biliyorum.


Hele Leo Leo Leo Leo Leo, leylim Leo yar!


8 Ekim 2026 Perşembe

“Rotatifler beklemez evladım! Hatıra fotoğrafı çektirmenin zamanı değil.”

Rıza, Atilla, Çağçağ, Tuncay, Suat, Can, Alp Tamer, Yılmaz ve Gani

5 Ekim 2026 Pazartesi

Hayvan Hakları Gününüzü kutlamış mıydım?


Ara sıra anılması gerekenlerden; Johan Cruyff

Valeri Lobanovski, Arrigo Sacchi, Rinus Michels, şimdilerde Jürgen Klopp ve Josep Guardiola futbol üzerine çok düşünen ve oyunu yeniden tanımlayan teknik direktörler. Fakat Cruyff, futbolun dilini ve alfabesini yeniden icat etti.
1. Fikirlerini Sahanın İçinde "Oyuncu" Olarak Doğurması
Rinus Michels "Total Futbol" fikrini tahtaya çizdiğinde, sahada o fikre can veren, takım arkadaşlarını bir orkestra şefi gibi parmağıyla yönlendiren kişi Johan Cruyff'tu. Cruyff, taktiği sadece kulübede kurgulamadı; üç Ballon d'Or kazanmış bir süperstar olarak, o felsefenin kusursuz uygulayıcısı oldu. Futbol tarihinin hem oyunculuk hem de teknik direktörlük kariyerinde dünyayı kökten değiştirebilmiş başka hiçbir figürü yoktur.

2. Sadece Bir Takım Değil, Bir "Kulüp Kültürü" İnşa Etmesi
Guardiola, Klopp veya Sacchi harika takımlar yarattılar, kupalar kazandılar ve gittikleri yerlere kendi sistemlerini entegre ettiler. Ancak Cruyff, Ajax ve Barcelona’nın DNA’sını sıfırdan yazdı.Barcelona'nın meşhur altyapısı La Masia'yı kurdurdu.
7 yaşındaki çocuktan A takım oyuncusuna kadar herkesin aynı oyun felsefesiyle (3-4-3 veya 4-3-3) oynamasını zorunlu kıldı.
Bugün Barcelona dendiğinde akla gelen pas oyunu, estetik ve futbol kimliği tamamen Cruyff'un mirasıdır. Kulübeden ayrıldıktan onlarca yıl sonra bile kulübün anayasası olarak kalmıştır.

3. Diğer Dehaların Onun "Öğrencisi" Olması
Bugün modern futbolu yöneten Pep Guardiola, doğrudan Johan Cruyff'un Barcelona'daki "Rüya Takım"ında (Dream Team) onun tarafından keşfedilmiş, oyun kurucu yapılmış ve yetiştirilmiş bir öğrencidir. Guardiola her fırsatta, "Cruyff olmasaydı ben burada olmazdım, Barcelona modern tarihi yazamazdı, o olmasa biz hiçbir şeydik" diyerek onun yaratıcı gücünü itiraf eder. Yani bugün hayranlıkla izlediğimiz Guardiola futbolunun kök hücreleri Cruyff'a aittir.

4. Pragmatizmi Reddeden "Estetik" Takıntısı
Lobanovski futbolu matematiksel bir denkleme döktü; Sacchi geometrik bir savunma disiplini getirdi; Klopp ise fiziksel yoğunluğu zirveye çıkardı. Hepsinin merkezinde "kazanmak" için geliştirilmiş formüller vardı. Cruyff ise kazanmayı sadece bir sonuç olarak gördü, onun için asıl olan oyunun güzelliği ve izleyiciye keyif vermesiydi. "Kazanmak önemlidir ama kendi tarzınla kazanmak, işte en büyük meydan okuma budur" diyerek futbolu bir spor olmaktan çıkarıp bir sahne sanatına dönüştürdü.