9 Nisan 2026 Perşembe

Çooook Close-Up!

Close-Up, yani Yakın Plan. Abbas Kiyarüstemi'nin 1990 yapımı filmi. 
Filmi anlatmak değil amacım. Birbirinin aynısı işler çıkaran, Örümcek Adam'ına da, aşk filmine de biyografiye de aynı hikayeleri uygulayan Hollywood ve 'ödül' sinemasından bıktıysanız böyle gelin. Blogumda ara sıra bahsettiğim bir konudur açmak istediğim; "Özelinde sinema, genelinde sanat, para ile değil yürekle (beyin) ilgilidir."
İranlı yönetmenler Abbas Kiyarüstemi'den Muhsin Mahmelbaf'a, Asgar Farhadi'den Said Rustayi'ye, Daryuş Mehrcuyi'den Cafer Penahi'ye kadar, Türkiye'deki cafcaflı bir tv dizisinin maliyetiyle çektikleri filmlerle kendi halkını da dünya halklarını da sarsabiliyorlar. Çünkü insanın dehlizlerinde gezinebiliyorlar. 
Şahane kameralar, kamyonlarca ışık malzemesi, yüzlerce görevlinin koşuşturduğu büyük bir set lüksü değil İranlı sinemacıların sorunu. İnsanı, saf, çıplak insanı merkeze koyuyorlar.
Biz niye varamıyoruz bu saf, çıplak insana? Yani kendimize. 
Sinema, İran'da da çarkları tıkır tıkır işleyen bir sektör değil, bizde de. Bizde de demokrasi 'tırt' onlarda da. Epey bir benzer kültürel yapı ve aynı köklerden beslenme hali var yani. Yılmaz Güney'i (biraz Metin Erksan ve Lütfü Akad, zorlarsak bir kaç isim, belki filmi) dışında tutarsak bir dalga ya da akım yaratacak Türk sineması dili, estetiği yok ortada.
Ama nasıl oluyorsa oluyor Kiyarüstemi, Panahi, Mahmelbaf, Farhadi, Rustayi, Macidi, Mehrjui, Naderi, Sayid Rustayi vs. kendi toplumları üzerinden yeni kültürel, entellektüel değerler ortaya koyuyorlar ve el alemin Norveçlisine, Amerikalısına, Almanına, Fransızına, Jahonuna seyrettirip, ödüllerini alıyorlar. 
Bunu, kıta Avrupa'sına göz kırpayım, ödül almak için onların dertlerini benimmiş gibi yorumlayayım, diyerek yapmıyorlar. Kimlik bunalımı yaşayan İranlı bir aydının hezeyanını değil, savaştan kaçmış Afganlıları, Kürtleri, sinema için yanıp tutuşan ve bu uğurda yalan söyleyenlerin tutkularını, gündelik dertlerini, kendi toplumsal ve kişisel eksikliklerini anlatarak yapıyorlar. 
İranlı yönetmenler 50-60 yılda, hem bu filmleri sevecek bir seyirciyi oluşturdular, hem de oluşan bu dinamik seyirciyle birlikte kendilerini de eğittiler. Birlikte büyüyen genç bir anne ve kızı gibi.
İranlı yönetmenler birbirleri için senaryo yazdılar, birbirlerinin film setlerinde çalıştılar ve içlerinden birisi öldüğünde sanki kendisi ölmüş gibi ağladılar. (Bkz: Panahi / Kiyarüstemi)

Tutku!

Çaldığı kamerayla ilk filmlerini çeken Werner Herzog'dan sonra (4 filmini seyrettiğim bir günün sonrasında) Zhang Yimou'nun hikayesiyle karşılaştım. "Kamera 188 yendi ve her ay 5 yen biriktirebiliyordum. Bu şekilde 2-3 yıl sürecekti kamera almam. O sıralar kan satılabiliyordu ve ben kanımı satarak kendime yeni bir kamera aldım." diyordu Yimou.
Bunun adı tutku. Yani o işi, o eylemi yapmazsan ölecek gibi olma hali; kendine başka çıkar yol bırakmama hali. "Film çekmezsem ölebilirim" gibi düşünen insanın önünde ne durabilir? İnsan çıtayı ölüm olarak belirleyince (ölümden öte köy olmadığına göre) o uğurda her şeyi göze alabiliyor demek ki.Kendim de dahil, bu coğrafyada böyle tutkulu insanlar tanımadım. (Yılmaz Güney'i ve Ahmet Uluçay'ı bu değerlendirme dışında tutabilirim) Bizim önemli bir eksiğimiz de bu galiba. Tutkuyla bağlı değiliz işlerimize, sevdiklerimize. Seviyoruz, çok mutluyuz filan ama tutku başka bir şey.


Abooo! Doğayı ne hale getirmişsiniz lan şerefsizler! Hay sizin madeninize, para hırsınıza...

Demokratik bir cumhuriyet kurulduğunda. Esra Işık'ın adı çevre ile ilgili bir kuruma verilmeli.

Behiç Pek'in savaşçıları...



Ruh hastası, hırsız, katil "Siyasal Siyonistler!"

Francisco Franco'nun çocukları...


Having your cake and eating it too! / Bıldırki hurmalar, gelir götünü tırmalar!

Salih Sali çok haklı. Beatles Türk gurubu olsaydı ve Abbey Road plak kapağını İstanbul'da çekselerdi mutlaka bir minibüsün, halk otobüsünün veya taksinin altında kalırlardı.



Gezmeye gidileceğini duyunca hemen çantasını koluna takıp, pardösüsünü giyen Sürahi Hanım'a benzettiğim için, onun deyimiyle yazayım; "Peeeee, söyle şu faşizme, onu yok olana kadar her gördüğümüz yerde ezeceğiz!"


5 Nisan 2026 Pazar

Heee, Meydan'da yerumuzi ayirttum ballim. 3 Büyütülmüş birbirine girdi, belki aradan siyriluruk!


Trabzom'u da unutma Muhlis Beyciğim!

Truva Atımızı İstanbul'a soktuk. İnşallah dediğin gibi olur Uğurcan kardeşim.

"İyi ki benim dedem oldun dede!"

ILGIN’IIN GÜNLÜĞÜ - Ben daha doğmadan beni Trabzonsporlu yapan dedem 3,5 yaşına girdi. “64 oldum” diyor ama ben onu 3,5 yıldır tanıyorum, benim için 3,5 yaşında. Nice şampiyonluklar yaşayacağız dedeciğim.

4 Nisan 2026 Cumartesi

Çok komikmiş. Fenerli arkadaşlar siz de gülün.


Trabzonspor antibiyotik gibidir, 8 saatte bir almazsan faydasını göremezsin.

Çökmenin rengi yok: FB yönetim kurulunda görev alanla, TS Başkanlığı yapmış olan, birlikte hareket edebiliyor.


NET Holding'in sahibi Besim ve Hande Tibuk'a ait olan ve Ali Ağaoğlu'nun araziye villa yapmaya çalıştığı proje için ÇED'den olumsuz rapor çıkmıştı. İmar izni olmayan araziye, bu kez İbrahim Hacıosmaoğlu el attı, "Milli Takım futbolcularına villa vereceğim diyerek." 4.000 villalık proje için, Tibuk'larla bir olup imar aldırma peşinde. Futbol Federasyonu Başkanı İHO, Milli Takımı işin içine katarak halkın milli duygularını kalkan edip imar aldırma ve ÇED raporunu aşma derdinde.
(Haber Evrensel Mithat Fabian Sözmen ve
@sezginsezg51843

3 Nisan 2026 Cuma

Bu haftaki Gırgır kapak esprisi; Sade bir vatandaş, tüpgazı parmağına yüzük gibi takmış ve Nil Karaibrahimgil'in, "Tek taşımı kendim aldım, tek başıma kendim taktım." diyor. Yanında bir gariban vatandaş, "Yok abi, hala tüpgaza ÖTV var, pırlantaya ÖTV yok." diye konuşuyor.

Pırlanta ve elmastan yüzde 20 ÖTV alınması önerisi iki gün önce genel kurulda kabul edilmişti. Düzenlemeden 1,9 milyar lira gelir bekleniyordu. Dün madde yeniden görüşülerek, 3 dakikada tekliften çıkarıldı.

2 Nisan 2026 Perşembe

Küba'da petrol yok ama bu vampirleri korkutan sosyalizm var. / Patria o muerte

Gülmeyi unutmayalım be çocuklar!

Yiğit Özgür

Netfilikş


Allaha şükür, bunlar İsrail ve ABD gibi bombalamıyorlar. Gelip medeniymiş gibi çöküyorlar.


Şu haber bile, parayla her şeyi satın alabileceklerini düşünen cahil ve katil Trump'la Netanyahu'nun, İran'ı yenemeyeceğinin kanıtıdır.

Laz Marks'tan kısa ama etkili tespitler!

* Kapitalizum, insanun kar edilmedık bir noktasi (G noktasiylan karişturmayın) kalmasun ister. Zaten kar edilmiyisa o organ evrim geçirup yok olmalidur.

* Yaşanacak olan kırizden sonra çıkiş başliyacakmiş. İdris uşağum, çikiş bölümuni hemen ustune alinma. İnişler halkun, çikişlar burjuvanındır.

* Kapitalizimun 3-5 nöbetini tutan medyada kağit, baski ve yayin yönetmeni kalitesi değişebilur ama baskinun ve sömürinun kaynağini gizleme görevi değişmez.

* ‘Solciyim’ derken niçun sesınız Züğürt Ağa’nun ‘do-ma-tes’i gibi mahçup çikay. Bu dolar manyaği vampirler, halkın kanini emerken utaniy mi?

* Pokkiyen Kapitalizum hepumuzi gençluk manyaği yapmiştur. Daha taze, daha gergin değilsan siçtun.

Ota boka derbi demayun. Derbiyesuzler!

La bilup bilmeden konişmayun, Tirabizonsipor - Galatasaray derbi maçi değildur.  Derbi, ayni fabrikanun işçisi ve patroni arasindaki sınıfsal mücadeleye denur.

Ailesiyle ömür boyu sağlıklı bir yaşam diliyorum. O ayrı, ama oynadığı her maçta 5'ten aşağı yemesin, 2-3 yıla kalmaz PTT 1. Lig'de bile takım bulamasın. Gerçi daha neler diliyorum ama olmuyor; şikesiz, sömürüsüz, adil ve bağımsız bir Türkiye... onlar da olmuyor. Du bakalım.

Kadınlar bazen çok acımasız olabiliyor doktor ya...

Kubilay Odabaşı