18 Mayıs 2020 Pazartesi

Burning, Peppermint Candy, Shi ve Oasis

Bilmeden bu sırayla izledim Lee Chang-dong'un filmlerini. Ve hepsi bir basamak gibi beni Oasis'e taşıdı. Lunaparktaki roller coaster misali Shi ile en üst noktaya çıktım ve Oasis'le yüreğim yarılırcasına boşluğa savruldum. Oasis'ten önce, Oasis'ten sonra diye ikiye ayırıyorum kendimi.
Charlie Chapline çocukluk, Kurosawa gençlik, Kiyarüstemi ve Kobayashi yetişkinlik ve Lee Chang-donk olgunluk dönemimin işaret fişekleridir.
Tarih boyunca aşk üzerine neler yazılıp, çizildi ve bestelendi; Romeo ve Julyetler, Leyla ile Mecnunlar, Love Storyler, Nasıl Yapmalılar, Kürk Mantolu Madonnalar, Selvi Boylu Al Yazmalımlar, resimler, şarkılar, türküler, oyunlar vs vs. Ama genellikle merkeze sağlıklı, güzel, akıllı karakterler koyulmuştur. Lee Chang-dong, Oasis'te bu denklemi bozuyor. "Sadece güzeller, akıllılar, sağlıklılar sevmiyor. Buyurun bir de buradan bakın." diyor ve bizi Sol Kyung-gu'nun Messivari oyunculuğuyla ters köşelerden ters köşelere yatırıyor. Aslında, çocuk kalmış zekasıyla ailesine ve topluma uyumsuz Jong-du ve engelli Gong-ju'nun aşkını anlatmıyor sadece, bizi, kendisini sağlıklı zannedenleri de anlatıyor. Ne kadar acımasız olduğumuzu ve bunu iyilik zannettiğimizi, bize benzemeyenlerin hayatını nasıl kararttığımızı.
Günlerce konuşabileceğim bir güç yükledi bana bu film; Daniel Day Lewis Sol Ayağım ile Oscar kazandıysa (ki çok iyi bir oyuncudur), Sol Kyung-gu da Oasis'te, bütün Oscar ödüllerininin eritilip, büyük bir ödül olarak kendisine verilmesini hak edecek kadar iyi oynuyor Jong-du'yu. Ya da Oscar'ı filan umursamamak, kendi Ocarlarını dağıtacak kadar sinemayı sevmek lazım belki de.
Chang-dong'un bütün filmleri için şunu söyleyebilirim; bizim film çekerken çapak olarak nitelediğimiz, çevre kirliliklerini ve estetik olmayan hareketleri bilinçli olarak yerleştiriyor filmlerine. Hani dönem filmlerinde bile tiril tiril elbiseleriyle gezinen yeniçeriler, gladyatörler vs olur ya, sanki o gün Damat&Tween'den almış gibi. Lee Chang'ın filmlerinde tam tersi; hemen her şey, var oldukları kadarıyla geliyor önümüze. Hiçbir şeyi cilalamıyor, parlatmıyor.
En güzel mekanlar, en güzel semtler, en güzel kadın ve erkekler, en güzel yiyecekler yok Chang-dong'da, ne gerekiyorsa o var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder