31 Temmuz 2026 Cuma

Kumların Kadını

Roman: Kobo Abe / Film: Hiroshi Teshigahara / Foto: Jean-Philippe Charbonnier
Hepsini bir fotoğrafta birleştiren, ben.

Tekir de AKP'ye katılıyor.


Laz Marks Emice diy ki;

* Bu çakallarun Amerika’da yaptuklari masturlari hasturlari bulara basit bi şey oğretur, finans–kapitalun güciyle işçiyi, emekçiyi, halki soyacaksun. Oyle derinlukli, öngöruli ekonomi bilgisi beklemayın bunlardan.

* La piroleter İhsan, senun yerun emekçinun takasidur. Ne işun var burjuvazinun Titanik’inde? Burjuvazi güvertede Leonardo Di Kaprio gibi belune mi sarilacak zannediysun? Size birlukte hayirli batişlar.

* Bunca ihtişamina rağmen emperyalist - kapitalizım hala bir kovboy kasabasi dekori gibidır.

Önden bakinca bar, salon, şerifın sarayi herbir şey tamam. Ama biraz yaklaşup içine girince; arka tarafi yok. Meğer koskoca kasaba bir panoymiş. Efendum mesele bu dekori yikacak, yurekli ellerde ve halklardadur. Gerisi laf-i güzaf.

Ülkede tüketiciyi koruyan kanun yok, olanlar da uygulanmayınca insan fantezi kuruyor; yurtdışından geri çevrilen bütün sebze ve meyveleri, raflardaki zehirleri, bunları ürütenlere yedireceksin.

Biraz Moskova'nın Şifresi'ndan, biraz Bizum Hoca'dan, biraz da Öğretmen'den...

 

İnşallah insan hücresinin yanına da şehir hastanesi filan yapmazlar.

İlk iki görüntü, Trabzonspor Akyazı Tesislerinin yapılması planlanan çizimlerinden. Alttaki ise, insan hücresinin şimdiye kadarki en detaylı görüntüsü. Bize insan hücresi gibi cafcaflı projeyi gösterip akustiği bile olmayan stadı (bir de yanına Şehir Hastanesi yaparak) verdiler. İnşallah insan hücresinin yanına da şehir hastanesi filan yapmazlar.

"Batı demokrasisi" diyenin de yüzüne "bok çuvalı olduğunu" haykırın. Batı demokrasisi yoktur, sermayenin tıkandığında saldırganlaşması vardır.

Kesin olmuştur...


30 Temmuz 2026 Perşembe

Brecht, “Bütün sanatlar, en üstün sanat olan ‘yaşama sanatına ‘hizmet ederler.”

Tiyatroları (Oyunları)

Üç Kuruşluk Opera (Die Dreigroschenoper)
Cesur Anne ve Çocukları (Mutter Courage und ihre Kinder)
Kafkas Tebeşir Dairesi (Der kaukasische Kreidekreis)
Sıçvanlı / Sezuan'ın İyi İnsanı (Der gute Mensch von Sezuan)
Galilei'nin Yaşamı (Leben des Galilei)
Arturo Ui'nin Direnilmez Yükselişi
Puntila Ağa ve Uşağı Matti
Adam Adamdır

Roman ve Düzyazıları
Beş Paralık Roman (Dreigroschenroman)
Üç Darlık Öyküleri
Efendi Puntila ile Uşağı Matti (Hikaye/Senaryo uyarlamaları)

Şiirleri
Dua Kitabı / Ev Postillası (Hauspostille)
Halkın Ekmeği
Sürgün Şiirleri
Anti-Faşist Şiirler

Öyküleri
Kalender Bey'in Öyküleri (Geschichten von Herrn Keuner)

İd, süper ego ve ego bir gün yolda gidiyormuş...

Faşizm, finans kapitalin en gerici, en şoven ve en emperyalist unsurlarının açık terörist diktatörlüğüdür. Emperyalist kapitalist merkezlerde finans oligarşi, sömürge ve yarı sömürgelerde oligarşik dikta şeklindedir, süreğendir.


Kalpte öldürmeye tam teşebbüsten...

Vasconcelos’un "Şeker Portakalı" romanında, babası Paulo'dan yediği acımasız dayağın ardından Zezé, sırdaşı Manuel Valadares Portuga 'ya, babasını öldüreceğini söyler. Portuga dehşete kapılır ve bunu nasıl yapacağını sorar. 5 yaşındaki Zeze, "Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek."

ABD'yi, emperyalizmi, sermayeyi savunan birinin bok çuvalı olduğunu yüzüne haykıramadığınız anlar olabilir ama ilk fırsatta haykırmak üzere, unutmayın.


Halkın hayatına dokunmanın en güzel örneği. Onlarca Cumhuriyet dönemi siyasi partisinin yapamadığı yararlı şeyi Trabzonlu sivil bir insan yapıyor.

"Dünya starını Sivas'a getirdik, kombine ve forma satamıyoruz!"


29 Temmuz 2026 Çarşamba

Laz Marks Emice'den Biremen Mizikacilari

Biremen Mızıkacilar'i biliysunuz; eşek, köpek, kedi ve horoz üst üste çikup bağirarak, hirsuzlari korkutup kaçurur. Ama bizum ulkemuzde hirsuzlar bağiriy, biz kaçayrık. Artık ust uste mi çikaruk, yan yana mi gelıruk bilemem. Ben uste çikacum, yok ben altta durmam zamani değildur.

Öznesiz cümle ama hemen anlıyoruz kim olduğunu.

Birdie num num!

- Evet canım, Hitchcock'un Kuşlar filminde başroldeydim. Kalsana bu akşam bende, filmlerden filan konuşuruz. 

Faşizmi, Hitler'in badem bıyığından ibaret zannetme, bizzat sermayenin içinde var.

Almanya Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) Partisi, Hitler'in en büyük rakiplerinden biri olan ve toplama kampında öldürülen Almanya Komünist Partisi Başkanı Ernst Thälmann anısına Berlin'e dikilen Thälmann anıtının, Rusya'nın Ukrayna işgali sebebiyle yıkılmasını istiyor.

Bu üç aylık peşin kira, bu depozito, bu emlakçının payı... bu balyayı ne için ayırmıştım yaa?


28 Temmuz 2026 Salı

Bir ceza önerim var; ne kadar ölmüş katil diktatör varsa kemiklerinin toplanıp o zamanlarda ABD'de görev yapan önemli rütbelerdekilere ölü veya diri monte edilmesi. Bir nevi kemik nakli gibi. Düşünelim bunu.


Ebeveynler, dikkatli olun. Chucky bebeğin psikolojisi bozulmasın!

Elinde bıçakla saldırmak üzere olan Chucky bebeği sakın durdurmayın. Özgüveni kırılmasın. Bıçaklanan kişinin yarası iyileşir ama ya Chucky bebek örselenirse? Bunu kim tamir edecek.  

Prison Break / Ass Escape


 

Laz Marks Emice'den polemikler ve özeleştiriler!


* Patapat Suleyman "5 dane gredi gartım var" diye hava atay. Akıl salataluk deyil ki kırup vereyim. La gredi karti dedığın nedu, veresiye defterinin elegtironik hali. Eskiden veresiye yazduracak olan kişi, herkes çiktuktan sora bakkala girerdi. Utanur, çekinurdi. Şimdi bankalar buni dudükliy diye kasıliy.

* Devrimun önindeki en beyuk engel Oflilardır! Biliysınız, polemiğe girup da fiyonk takmaduğum kimsayi daha tarih yazmamiştur. Ama bu bizım Oflilar içın geçerli değildır. Ofli'ya laf anlatana kadar iki dane hamsiyi devrimci yaparum daha iyi.

* Bu bizum uşaklarda küçücuk bir sınıf bilinci yok. Yillardır anlatiyrum, “Bir araya gelırsanuz hakkunuzi yedurmezsunuz” ama nafile. Lelipop İhsan vardur, Tirabizon limaninda çalışiy. Bua, “La sen proletersın” dedım, 3 ay benlan konişmadi. Artuk ne anladiysa kot kafali.

* “Bir İngiliz, bir Alman ve bir Laz trende gidiymiş…” diye başliyan bi süri fikra dinlemişsunuzdur. Fakat fikra bittukten sonra bu insanlar ne yapayler diye hiç duşundunuz mi? Bizım İdris 1,5 yıldır işsuz. Fıkrada bile boğaz tokluğina oynay ama Alman’un oni kiskanduğuni zannediy.

26 Temmuz 2026 Pazar

Bong Joon-ho, Yaratık, Makarna Üçgeni... falan filan!

"Amerikan ordusunun bir kaç sene önce gizlice boşalttığı kimyasal atıklar, nehirde korkunç bir yaratığın üremesine neden olmuştur. Şehrin başına bela olan bu yaratığa kimse bir şey yapamamaktadır. Yaratık ile ilgili bir gerçek daha fark edilir. Hükümet Yaratık'ın insanlara bir virüs bulaştırdığından şüphelenmektedir.
Dayı rolündeki Park Hae-il (Nam-il), üniversite yıllarında öğrenci protestolarına katılmış ve molotof kokteyli hazırlamayı orada öğrenmiş bir devrimcidir. G. Kore'de faşizm sonrası emperyalist kapitalizme açılan ekonomi sonucu bir kenara fırlatılmış, yok sayılmış dayının hazırladığı molotof kokteyli ile Yaratık'ı (kolektif bir şekilde) yakıp patlatırlar." 
Bong Joon-ho, Yaratık'tan sonra Parazit, Kar Küreyici ve Okja'yı çekti. Hemen her filminde kıyısından köşesinden bir kapitalizm eleştirisi var. Ödül kazanmanın yolunu, liberal düşüncelerden, nihilizmden geçirmiyor, “toplumsal olan sürü psikolojisidir, yaşasın bireysellik” demiyor adam. 
Tabii ki filmlerin konusu her şey olabilir ama bir ömür boyu, sıkıştığı cendereden çıkış yolunu bilmeyen, bu konuyla ilgili örgütlü bir şey söyleyeni eleştirenlerin, arafta kalanların, ikilem yaşayanların, bireyciliğin filmlerini yapmak neden tercih edilir? 
Şu an Türkiye'de bir avuç insan dışında herkes korkulu, kaygılı ve geçim sıkıntısı çekerken neyin arafta kalması, neyin ikilemi, neyin bireyciliği? Bir şey söyler gibi yapıp, emperyalist kapitalizme ve onların işbirlikçilerine hiçbir şey söylememenin konforlu bir alanı olduğunu düşünmüyor musunuz? O zaman saf ve salt sanat yaparak ödül de geliyor nasıl olsa.
Durum, tam olarak sanat sosyolojisinde "Avrupalı fonların ve festivallerin estetik diktası" ile "entelektüel konforizm" olarak adlandırılan küresel bir mekanizmanın yansımasıdır.
Küresel festival ekonomisi ve ödül mekanizması; Cannes, Berlin ve Venedik gibi büyük Avrupa festivalleri, Doğu toplumlarından gelen sinemacıların küresel kapitalizmi, emperyalizmi veya NATO politikalarını doğrudan eleştirmesini pek tercih etmez. Avrupa fonlarından (Euroimages vb.) destek almak için filmlerin "evrensel insani temalar", "bireysel dramlar" veya "yerel bürokrasi eleştirisi" sınırlarında kalması istenir. Emperyalist çarkları doğrudan hedef alan sert bir politik sinema, bu fon kapılarını kapatır. Saf, steril ve soyut bir sanat yapmak ödülü ve prestiji getiren konforlu bir alandır.
Kendi sınıflarının tatminsizliğini, arafta kalışını ve can sıkıntısını anlatmak çok güzel bir marina gibidir. Ne gerek var dalgalı denizlere?
Hem bu marinada, "Bir şey söyler gibi yapıp hiçbir şey söylememek" de mümkün.  
"Ama yanılıyorsun, binlerce entelektüel sözler ve halktan insanlar var o filmlerde." 
Var ve konuşuyorlar ve eleştiriyorlar tabii, ancak bu eleştirinin ucu hiçbir zaman  somut sömürü mekanizmalarına dokunmaz. Suçlu, soyut bir "sistem", "insan doğası" ya da "taşra cehaleti" ilan edilir. 
Kendilerine suç ortağı arar gibi esinlendikleri Rus Edebiyatı'nın karakterleri  o dönemde çarın sansürüne rağmen en sert varoluşsal ve ahlaki savaşı açmışlardı. Onların nihilizmi bir "tembellik" veya "konfor" değil, çarlık Rusya'sının adaletsizliğine karşı delirme noktasına gelmiş bir çaresizlik haykırışıydı. Bugünün Türk sinemasındaki nihilizm ise ne yazık ki çoğunlukla "eyleme geçme sorumluluğundan kaçmanın" felsefi bir bahanesi olarak kullanılıyor.
Amaaan sana ne be kardeşim, sen gidip sulu, sarı, yoz Sümela'nın Şifresi bilmem kaçıncı filmini yazsana. Ya da Makarna Üçgeni'ni çeksene. 
(Bu bölümü yazıya sonradan ekledim.) Birilerinden tarihin çöp tenekesini boylayacak şeylerin karşısında olmasını, öyle romanlar, şiirler, senaryolar yazmasını, karikatürler çizmesini, filmler çekmesini isteyemezsiniz. Onu yazan, çizen ve çeken insan zaten odur; bir hayat yaşamıştır ve o kişi olmuştur. Artık o, Said Rustayi'dir, Ken Loach'tur, Yılmaz Güney'dir, Masaki Kobayaşi'dir, Sica'dır, Chapline'dir vs vs. Bunlara da "Yahu azıcık da kişisel şeyler yapın, hep sınıfsal bir göndermede mi bulunacaksınız?" denemeyeceği gibi diğer insanlara da "Muhalif ve sosyalist olsanıza!" diyemeyiz. Ha ne olur, tarih yargılar. Tıpkı (aslında Kurosava'yı çok sevmeme rağmen) Masaki Kobayaşi'nin, Kurosava'dan dan daha eli maşalı oluşunu kavradığımda hissettiğim duygu gibi. 
Kobayashi, Kurosawa'ya kıyasla ABD emperyalizmine, Japon toplumunun yapısal sorunlarına, militarizme ve otoriteye karşı çok daha ödün vermez, sert ve marksist / sınıfsal bir çerçeveden yaklaşır. (Bir ayrı yazı da bu konuyla yazmak üzere...)