SİNEMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİNEMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2009 Salı

Historias Minimas (Arjantin hikayeleri) / Carlos Sorin

Şu gerçeği kabul etmek gerek. Sinema büyük paralar işi değil, büyük yürekler işi. Yoksa İran’dan, Lübnan’dan, Kore’den, Çin’den ve de Latin Amerika’nın her köşesinden (genelde 3. dünyadan) böyle insanı yakalayan, yüreklere dokunan filmler çıkmaz - çıkamazdı.
Don Justo’nun, Roberto’nun ve Maria Flores’in yolu farklı hikayelerden sonra Patagonya’da kesişir. Yahu kardeşim, bu insanlar bu hikayeleri yaşıyordu da gizli kamerayla mı tesbit ettin? Bu ne sıradanlık, bu ne sahiciliktir. Filmdeki köpek bile bizim kalaslardan iyi oynuyor inanın.
Bu filmleri seyrettikten sonra, “Bu ülkelerde de bayram filmi, sömestr filmi çeken yok mudur?” “Dünyanın bütün güzel mankenleri ve kadınları latin ve slavken bu latinler bir tane bile manken kullanma gereği duymazlar mı?” “Türk Sineması her bir bokunu taklit ettiği Amerika’nın küçük versiyonu olmanın dışında bir çıkış yolu bulamayacak mı?” gibi sorular insanın aklına takılıyor.

10 Eylül 2009 Perşembe

Yılmaz Güney’in davetine kulak verin: :“Umut” Sosyalizmde!

Büyük sanatçı, ustamız, yüreğimizin ve bilincimizin dinamolarından Yılmaz Güney’in ölümünün üzerinden yirmi beş yıl geçti.
Bu büyük ustayı çeyrek yüzyıl sonra bir kez daha anarken, onun sinemasının, sanatının bütününe rengini vermiş olan “bilimden, sanattan beslenen, onurlu, eşitlikçi, özgür, kardeşçe bir yaşam” mücadelesinin güncelliğine dikkat çekmek istiyoruz.
Büyük İnsanlık’ın sinemacısıydı Yılmaz Güney.
Yılmaz Güney’in ifadesiyle “birer acı küpü”ne dönüştü insanlarımız ve bütün bir insanlık!
Örnek aramaya bile gerek yok:
İki gündür televizyon ekranlarında rantiyeliğin, para hırsının, insan yaşamının hiçe sayılması sonucu şekillenen kentlerde sulara kapılıp giden, tır parklarında, köy evlerinde can veren kardeşlerimizdir Büyük İnsanlık. Aynı geçtiğimiz aylarda Karadeniz’de yaşandığı gibi… Afet mi, değil mi tartışmalarında sayılar arasında kaynayıp giden o Büyük İnsanlık… Tezgah arkasında, makine başında, tarlada, tersanede, temel çukurlarında, gökdelen tepelerinde, madenlerde, hastanelerde, okullarda, canı pahasına ve canhıraş bütün hayatı yaratanlardır Büyük İnsanlık…
Bu acı yüklü manzarada Yılmaz Güney’i anmamak mümkün mü?
Onun gerçek umudunu anmamak mümkün mü?
Ömrünü, sanatını, Büyük İnsanlığın onurlu, adil, eşit, özgür bir yaşam sürmesi için çalışmakla, okumakla, düşünmekle, tartışmakla, üretmekle, mücadele etmekle geçirmiş bir büyük sanatçı var karşımızda; eserleriyle hala dimdik karşımızda duran bir sanatçı…
Ve bu Endişe’li, Acı’lı, insanlığa Düşman toplumsal yapıda, eserleriyle Büyük İnsanlığa elini uzatmaya devam eden bir onurlu aydın var karşımızda… Cehalete, bağnazlığa, geriliğe karşı “Layığımız bu değildir!” diye haykıran bir onurlu aydın.
Daha çok çalışmak, daha çok okumak, daha çok tartışmak, daha çok üretmek ve Büyük İnsanlığa ve bir aydınlık gelecek mücadelesine bağlanmak:
Yılmaz Güney’in önümüze koyduğu ödevler bunlar.
Yeni İnsan Yeni Sinema dergisi olarak, Güney’in anısı, sanatsal mirasını, mücadelesini saygıyla ve hasretle selamlıyoruz.
Yeni İnsan Yeni Sinema dergisi Yayın Kurulu

14 Ağustos 2009 Cuma

Tercih

"Pencereden bir saksı düşüreceksem, bunu fakir bir kadının değil, kokoş bir burjuva kadınının kafasına düşürürüm." Charlie Chapline