22 Eylül 2009 Salı

One minute - Sixty minute

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, New York'ta ilk görüşmesini, aralarında Abraham Foxman'ın ulusal direktörlüğünü yaptığı "İnkar ve İftiraya Karşı Birlik" kuruluşunun da bulunduğu New York ve Washington merkezli önemli Musevi kuruluşlarının temsilcileriyle yaptı.
Ne demişti Semiha Yankı; Sevmek bir ömür boyu, sevişmek bir dakika... Kolpadan, "One minute one minute" diye horozlan, sonra "Ben o lafı moderatöre dedim" de. Yetmedi, "Sınırdaki mayınlı arazileri temizle, buraları 50 yıllığına kirala" de. One minute'yi temizlemek içi böyle 60 dakika görüşür durursun.

Orhan Kemal

- Kimi sevdin?
- Kimseyi, ama herkesi.
- Anlamadım.
- Anlayamazsın da. Bir kadını sevmek kolaydır, ama bütün kadınları, bütün çocukları, bütün insanları sevmek, sevebilmek… (Vukuat Var)

Herif bekçi değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni toptan disipline sokmaya memur biri nerdeyse, bir diktatör… (Murtaza)

21 Eylül 2009 Pazartesi

Türkiye'nin en büyük 2. şehri; İşsizlik

Türkiye İstatistik Kurumu’nun işsiz sayısını 3 milyon 269 bin olarak açıklamasına karşın, gerçek işsiz sayısının 5 milyon 147 bin kişi olduğu belirlendi.
12 milyonluk İstanbul'un ardından, korkutucu rakamlara ulaşan 5 milyonluk işsiz sayısı, 3 milyon 795 binlik İzmir’i ve 4 milyon 548 binlik Ankara’yı geride bırakarak 2. büyük metropol oldu.

RTE, Obama'yla görüşmek üzere yine ABD'de

Kusura bakma, böyle zırt pırt geliyorum ama telefonlar dinleniyor biliyon mu? Yüzyüze konuşmak daha iyi... Ne diyordum, biraz açıldık ama tam açılamadık. Ne yapalım?

Borsayı karakola çekin

Aralarında eski Dışişleri Bakanı İbrahim Yezdi'nin de bulunduğu İranlı üç politikacı Uluslararası Para Fonu IMF'ye mektup yazarak, "Türkiye'deki 18 buçuk milyar dolarımızı bulun." dedi.
İranlı bir işadamının Türkiye'ye gönderdiği ve gümrükte buhar olduğu iddia edilen 18.5 milyar dolar böylece yeniden gündeme gelmiş oldu.

Şoför bey borsanın kapılarını kapat, karakola çek
Türkiye'de adettir, kitle ulaşım araçlarında bir hırsızlık şüphesi olduğunda hemen otobüs vs. karakola çekilir ve bütün yolcuların üzeri aranır. Türkiye kan ağlarken, insanlar kobay olmak için ilaç firmalarının kapısında sıraya girerken borsa 47 binlerde geziniyor. Çekin borsayı karakolun önüne... Belki adamların 18,5 milyar doları bulunur.

Yılın flaş takımı Twente; Duyduğun her sese aldanma

Geçtiğimiz Perşembe gecesi MinT ekibi olarak halısahada maç yapıyoruz. Sahadaki Fenerbahçeli arkadaşların gözleri halısahada ama kulakları Saraçoğlu'ndaki Fenerbahçe - Twente maçında. Koşuyolu'ndaki halısahadan, statda yükselen heyecanlı sesleri rahatça duyabiliyoruz. Fenerli arkadaşlar gelen büyük bir gürültüyle birbirlerine dönüp, "Attık... 1-0..." dediler. Bizim maç devam ederken Saraçoğlu'ndan yükselen 2 büyük uğultuyla, Fenerbahçe'nin Twente karşısında 3-0 öne geçtiğini tahmin ettiler. Hatta aralarında "çak çak" yapıp birbirlerini kutladılar.
Ben de üzerimdeki Trabzonspor formasıyla ileri geri durmadan koşarak, bu can sıkıcı haberi unutmaya çalıştım. Niye yalan söyleyeyim; Türkiye'deki futbolda dönen dolapların ve oligarşi takımları lehine gelişen bütün haksızlıkların vs. vs.'lerin hesabının sorulduğu yer olarak Avrupa arenasını görüyor ve oradan gelecek farklı mağlubiyet haberlerini sevinçle karşılıyorum. Durumumuz şuna benziyor açıkçası; mahalledeki haydutu artık eskisi gibi dövemiyoruz, aşağı mahalleden başka bir haydut bizimkileri dövünce seviniyoruz.
Neyse, bizim maç bitti. Evlere dağıldık. Geceyarısı bir kanalda maçın skoruna rastladım. Yorgunluktan yanlış mı görüyorum acaba; Fenerbahçe:1 Twente:2 Yoo!.. Bir kaç internet sitesinden skoru teyit edince aldı beni bir gülme...
Ertesi gün Fenerliler konu açılmasın diye reytinglerden, havadan sudan bahsediyorlar ama yemezler; "Tivıtır'a yenilmişsiniz lan. Ne demeye bağırdı sizinkiler o kadar, yoksa yediğiniz gollere sevinmeye mi başladınız?" dedim. Her olumsuz duruma mutlaka bir savunması olan Caner arkadaşımız; "Yav kaçan gollere bağırıp bizi de yanıltmışlar" dedi.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Kolay değil derdin ucu derinde


Büyük yorumcu, müzisyen, ozan, halk müziği derleyicisi ve devrimci Mehmet Ruhi Su...
Benim çeliğime su verenlerin en önemlilerinden...
Yarın mezarı başında eşi Sıdıka Su ile birlikte anılacak. '24. ölüm yıldönümü' demeye dilim varmıyor; 24 yıldır hemen her gün dinlediğim için, en azından benim için ölümsüzdür.

17 Eylül 2009 Perşembe

Laz Marks Emice; Kahvehane tarzi örgütlenme

Her semtte, her mahallede ve her şehirde bizum Yali kiraathanesi gibi onlarca, yüzlerce ve binlerce kahvehane vardur.
Kahveler her türli pirotesto ve direniş içun bölünmiş hücrelerdur.
Bölünmiş deyirum çünki, herkez küçük parçalar halinde isyan etmektedur. Kimsenin beyuk bir parça oluşturmasına imkan yok. Herkes kendi masasinda küfür edeyi.
Dikkat ettum, bizum Yali Kiraathanesi’nde, hüçumet elektiriğe, doğalgaza, suya (göstermesi ayip olacak ama mecburim) kol gibi zam yaptuğinda ortaluk ayağa kalkayi. Uzunşase Osman, Ayu Mehmet, Telefon Ahmet ve Tersbacak Avni iktidara, düzene, yöneticilere, makus kaderlerine veryansun edeyiler.
Ula deyirum, bunlar yarun demokratuk bir kitle örgütine üye olup, mücadeleye başliyacak herhalde…
Fakat bizum uşaklar kahvede esup gürleyup, gazlarini çıkarduktan sonra evlerinun yolini tutayiler. Ve maalesef yaptuklari muhalefet de orada biteyi.
Bizumkilerun en beyuk örgütsel faaliyeti, eşli okey veya ellibirdur. O da, parti bir tarafa kalinca o gün kurulan örgüt, o gün yıkilayi zaten.
Deyirum ki; ula bin tane hamsi bir araya gelun çok heybetli görüneceksiniz. Sakın görüntüyü bozmayun ula yoksa tek tek yutulursunuz. Yutulayisunuz işte…

Bira göbeği

Vallahi bira göbeği... Halı saha maçlarına başlıyorum, Mart'a kadar eritirim...

Ampul'un vatını azaltıyoruz

1 Ekim 2009 tarihinden geçerli olmak üzere sanayi elektriğinin fiyatı kilovat saatte yüzde 9,85, konut elektriğinin fiyatı ise yüzde 9,68 oranında artırıldı.
Bu 'ampul' yandıkça daha çok zam görürüz.
Kademeli olarak ampulun vatını azaltıp, zamanla sıfırlıyoruz.

Hediyenin en büyüğü; Seni süpürmüyoruz...

Aramızda bir mesele kardeşim, size ne?

ABD başkanlarına verilen hediyeler Beyaz Saray’ın internet sitelerinden öğrenilebilirken, Türkiye’de Başbakan’a hediye verilip verilmediğini öğrenmek bile neredeyse imkansız
Obama'nın Türkiye ziyareti sırasında Erdoğan'a herhangi bir hediye verip vermediği sorusunu hem Başbakanlık Bilgi Edinme Birimi hem de Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu yanıtsız bıraktı. (Radikal)

En Arapcıl, en Filistincil ordu...



(7.8 şiddetinde İsrail faşizmi)
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, BM Gazze raporunda İsrail ordusunun işlediği belirtilen suçları inkar etti ve "Biz tamamen insani değerleri paylaşıyoruz. İsrail ordusu, belki de dünyanın en insancıl ordusudur." dedi. (Cumhuriyet)
Bu eleman kendi söylediğine inanıyorsa ayrı bir dert, yok dünyanın gözünün içine bakarak yalan söyleyeyim, belki bir inanan çıkar diyorsa başka bir dert...
İsrail'in bütün katliamlarını akılda tutmak olanaksız. Ama çok kısa bir internet araştırmasında hemen dehşet tablosu dökülüveriyor;
Lida Katliamı (9-18 Temmuz 1948)
Safsaf Köyü Katliamı(29 Ekim 1948)
Davayima Köyü Katliamı (29 Ekim 1948)
Kibya Köyü Katliamı(12 Ekim 1953)
Kufr Kasem Katliamı (29 Ekim 1956)
Samu Katliamı (Kasım 1956)
Abu Za’abel Katliamı (12 Şubat 1970)
Sha’a Katliamı (8 Nisan 1970)
Beyrut Katliamı (20 Temmuz 1981)
Sabra ve Şatilla Katliamları (15-16 Eylül 1982)
Kudüs Katliamı (8 Ekim 1990)
Hz. İbrahim Camii Katliamı (25 Şubat 1994)
Kana Katliamı (18 Nisan 1996)
Cenin Katliamı (3-15 Nisan 2002)
Nuseyrat Katliamı ( Mart 2004)
Lübnan Katliamı (2006)
İnsancıl, bunların dilinde; en çok insan öldürme anlamına geliyor. Çok insancılız, yani, çok insan öldürürüz.
Tabi bunlara karşı kolpacı 'one minute'larla mücadele edilemez.
Yeni George Habbaşlar lazım.

Penguen - 365

Mizah dergilerine ilgi ve alaka gösterelim. Onlar sizi asla yanıltmaz; güldürür, iktidarla boğuşur, dalga geçer. Ulan ben de bunu düşünmüştüm hissi uyandırır. Daha ne olsun.

Ohaaaaa!.. Balık fiyatlarına balıklar bile şaştı!..

Neee? Gözlerime inanamıyorum... Levreğin kilosu 60, lüferin tanesi 25 mi? Kafayı mı yediniz lan? 3 tarafı denizlerle çevrili ülkenin 4 tarafını soyguncular sarmış. Atın lan beni tekrar denize!..

16 Eylül 2009 Çarşamba

İnsanlığın kalbinin attığı yer; Küba

José Martí Küba Dostluk Derneği, geçen sene kasırgaların vurduğu Küba'yla dayanışmak için geliri Kübalılar'a gönderilecek bir konser düzenliyor.
Obama ambargoyu uzattı.
Biz dost elimizi uzatalım...

Dünyanın bütün faşistleri tarihin çöp tenekesine

Almanya'da aşırı sağcı parti olarak bilinen NPD'nin Sözcüsü Klaus Beier, "Ailesi Alman olmayan Mesut Özil, Almanya adına oynamamalı. Özil'in Alman vatandaşlığı bir hüviyetten ibaret" dedi.
Gel Klaus abi, bizim faşistlerin sofrasına bir tabak daha koyalım. Mehmet Aurelio’ya, Mesut Özil'e, Kürtler'e… artık Allah ne verdiyse birlikte saldırın.

15 Eylül 2009 Salı

Leman 932

Her eve lazım

Netekim bunu ben de çalarım

Ölümü öp

ABD’nin, yıllardır 3. Dünya’nın sömürüsünden nemalanan tuzukuru orta sınıfı, global krizden sonra korku içinde. Yoksulların sigortalı olmasına karşı çıkan 2 milyon kişi, “Paraları yoksa ölsünler” diye bağırdı.

Muntazar el-Zeydi'ye 547 numara ayakkabı

Eski ABD Başkanı George Bush'a ayakkabılarını fırlattığı için hüküm giyen Iraklı gazeteci Muntazır El Zeydi serbest bırakıldı. Zeydi, "Ben bugün özgürüm. Ancak ülkem halen esir" dedi.
Zeydi, işgalci, ambargocu emperyalist ABD yönetiminin yeni Bush'u 'Obama'ya fırlatmak üzere 547 numaralı bir mokasen sipariş verdi.

İsa'nın Atletleri'nden, Fettullah'ın Fanilaları'ndan, kafatasçı ve iddaacılardan kusacak gibi olanlara; Bursasporlu Marksist futbolcu İvan Ergiç

Profesyonel spor dünyasında, siyasetle ve alternatif yaşam biçimleriyle ilgilenen kişilerle gerçekten de nadiren karşılaşılıyor. Bunların bir arada olması mümkün mü?
Beni, sektörün bir parçası olmama rağmen sektör hakkında fazla eleştirel konuşmakla suçlayanlar var. Ama kanımca, bu işlerin içinde olup da her şeyi ve bu arada profesyonel futbolun karanlık yanlarını tarif edebilecek daha iyi bir örnek bulunmuyor. Pek çok insanın, böylesine büyük bir sahnede hangi amaçlara hizmet etmek için yer aldıklarını kavrayamadıklarına inanıyorum. Bu da benim için gerçekten bir ayrıcalık.

Kariyerinde, eleştirel tutumun nedeniyle sorunlar yaşadığın anlar var mı?
Doğrudan olmasa bile, bunu hissetmemek mümkün değil. Bugünün futbol sektörünün işleyiş biçimini eleştirdiğinizde, herkes bundan hoşlanmıyor. Ama nereye kadar gidebileceğimi öğrenmek istiyorum. Basel’deyken şanslıydım, çünkü fikirlerimi büyük bir dirençle karşılaşmadan açıklamamı sağlayacak bir konuma gelebilmiştim. Kuşkusuz, çevredekilerin büyük bölümü farklı şeyler düşünürken bunu yapmak kolay değil. Hayli enerji harcamak gerekiyor. Ama beni değiştirmek çok daha zor.

Sence, profesyonel futbolun ne tür karanlık yanları var?
Çok sayıda karanlık yan var ve sorun şu ki, eğer profesyonel bir futbolcuysan ve çok para kazanıyorsan, ağzını tutmak zorundasın ve eleştiri olanakların son derece sınırlı. Şöyle düşünülüyor: Sen bir profesyonelsin ve sahada elinden gelenin en iyisini yapmakla yetinmelisin. Eğer bunun ötesine geçip belirli şeyleri eleştirmeye başlarsan, bu durum, işverenin ve futbol düzeninin bütünü tarafından hoş karşılanmaz. Ne de olsa, karanlık yanların açığa çıkarılması ve gizli mekanizmaların kamuoyunun bilgisine sunulması onların çıkarlarına uygun düşmez. Futbolun aptallığının korunmasından çıkar sağlayanlar var. Futbol, görüntülerle ve yanılsamalarla yaşar.
Kulislerin ardında yürütülen işlerin ne kadar gayri-insani ve kirli olabildiğini görüyorum ve bu konuda konuşup yazmak bir anlamda arınmamı sağlıyor. Futbolcuların bazı toplumsal sorumlulukları da bulunur ve ben de, büyük futbol dünyası hakkında hayaller kuran çocukların gerçekte nelerin yaşandığını bilmesini, işlerin hiç de gösterildiği kadar hayal edilesi olmak zorunda olmadığının kavranmasını sağlamaya çalışıyorum. Kendi rolümü de buradan hareketle tarif ediyorum. Çok daha güzel ve insanı çok daha fazla mutlu edebilecek başka şeylerin de bulunduğunu anlatmak istiyorum. Futbol, her şey değil. Futbolu ben de seviyorum, “it’s a beautiful game” (güzel bir oyun), onu seviyorum, ama her şey futboldan ibaret değil.

Sanki kendi deneyimlerinden hareketle konuşuyor gibisin.
Elbette. 17 ya da 18 yaşındayken, siyasetle ya da toplumla ilgilenmiyordum. Bana sunulanların esiri durumundaydım: Küçüklüğümden itibaren, yalnızca futbol vardı. Olup bitenleri anlama ve sorgulama aşamasına ulaşmam yıllarımı aldı. Başlangıçta, profesyonel sporcuların üzerindeki baskıdan sıyrılamıyordum. Depresyona da bu nedenle girdiğime inanıyorum.

Özgürleşmen ne zaman ve nasıl başladı?
Çok fazla deneyimim oldu: Yugoslavya’daki savaş, oradan kaçışımız ve depresyonlarım bende ciddi etkilerde bulundu. Babam, dogmatik olmayan bir Marksist. Bana her zaman enternasyonalizm ve sosyalizm gibi idealleri anlattı ve beni her şeyi sorgulamaya, hatta sorgulamacılığın kendisini bile sorgulamaya teşvik etti. Sürekli olarak başka insanlarla, yönetmenlerle, sanatçılarla, öğrencilerle ilişki içindeyim. Bunlar sayesinde felsefeyle ve Frankfurt Okulu’yla tanıştım. Ama beni yalnızca Adorno ve Marcuse değil, Fromm ve Sartre da etkiledi.

Pek çok kimse tarafından Yugoslavya’nın dağılmasının başlangıcı sayılan Kızılyıldız-Dinamo Zagreb maçını hatırlıyor musun?
O dönemde çok küçüktüm. Ama bugünden bakıldığında, o maçın savaşın haberciliğini yapmış olduğu kesin. Tüm bunların yaşanmış olmasını son derece üzücü buluyorum. Yugoslavya’nın çok güzel bir ülke olduğunu düşünüyordum. Kuşkusuz, Tito’nun yönetimi altında yaşamak mükemmel değildi; ama geçici bir tarihsel dönem ya da bir sosyalizm deneyimi olarak, tüm diğer Doğu Bloku ülkelerine göre daha iyiydi. Çok halklı bir devlet yaratma girişimi ve Tito’nun bağlantısızlık politikası bence doğruydu. Buna rağmen, ulus ve ulusal gurur düşünceleri bana hitap etmiyor. Tüm bunlar bana çağdışı ve arkaik görünüyor.

Durumunun hiç de iyi olmadığı bir dönemden geçmiştin. Ağır bir hastalık nedeniyle kenara çekilmiştin, depresyona girmiştin ve psikiyatrik gözetim altında tutulmuştun. Çevrenden ne tür tepkiler almıştın?
Profesyonel futbol dünyasında, eşcinselliğe nasıl bakılıyorsa psikiyatrik hastalıklara da öyle bakılıyor. Bu konuya bir tabu gibi yaklaşılıyor. Bu duruma düşülmemesi gerektiği düşünülüyor. Bunun ardında da, bugün bile futbolun yapısal unsurları arasında yer alan maçoluk var. Futbol, erkeksiliğin ve maçoluğun yeniden üretildiği bir alan. Depresyona girenler, futbol dünyasının profesyonel futbolcular hakkındaki beklentilerine uymuyor; zayıf görünmemek gerekiyor. Söz konusu dönemde benim için de zayıf bir insan ve eşcinsel olduğum söylenebilmişti.

Alman erdemleri diye anılan değerlerin bir parçası sayılan maçoluğa dayalı futbol anlayışını nasıl değerlendiriyorsun?
Alman Spor Kanalı’ndaki (DSF) “Verkaç” (Doppelpass) programını pek çok kez izledim. [Program katılımcılarından] Udo Lattek, bu askeri futbol yaklaşımının doğru olduğunu düşünüyordu. Effenberg, Oliver Kahn ve bugünlerde de van Bommel tarafından ete kemiğe büründürülen sonuca odaklı, tek boyutlu oyun biçiminin, futbol ve genel olarak spor hakkındaki bu askeri düşünce tarzının bugün bile geçerliliğini korumasını üzücü buluyorum. Örneğin, Barcelona, futbolun yalnızca üretken olması gerektiğini söyleyenlerin gözünde büyük bir sorun oluşturuyor. Teknik direktörlerin pek çoğu, futbolcularının saldırgan olmasını istiyor. Tüm kariyerim boyunca yalnızca üç kez sarı kart görmüş olduğumu söylediğimde bana gülüyorlar. Ama ben böyleyim ve bu durumu değiştiremem.

Barcelona, Arjantin’e dünya kupasını kazandırmış olan Cesar Luis Menotti’nin bir zamanlar propagandasını yapmış olduğu üzere, “sol” bir futbol mu oynuyor?
Böyle olduğunu düşünüyorum. Menotti’yi doğru anladıysam, herkese, kendisini geliştirmesini mümkün kılacak olan bireysel özgürlükleri sağlamaktan söz ediyor. Herkesin kendisini mükemmelleştirmesini sağlayan bir oyunculuk tarzı... Doğal olarak, işin içinde kolektif bir düşünüş biçimi bulunmalı; ama aynı zamanda, Hollandalıların “Toplam Futbol” dedikleri şeye de bir miktar benzemeli. Her bir bireye kendisini özgürce geliştirme olanağı sunulmalı ve toplumda da benzer koşullar yaratılmalı. Belki bu hedeflere ulaşmak bir miktar zaman alacaktır; ama sonuçta herkes mutlu olacaktır.
(Almancadan çeviren: Erkin Özalp)
Kaynak: http://jungle-world.com/artikel/2009/36/38823.html

Yaşlandun, tüketemeyisun... Güle güle daa!

Kapitalizum eski olan her şeyi yok etmek ister. Buğa ana ve baba da dahildur. Yaşlandun, çok tüketemeyisun, hatta tüketumun öninde engel olmaya başladun, demek ki artuk kapitalizt pazarda beş para etmeyisun.
Narayama Türküsi’ndeki gibi yüklen anani babani, dedeni, neneni sirtuna, doğrii dağun tepesine. Hayde güle güle sana dedecuğum. Geriye doğri da yaşlanmayisun, kapitalizumde yerun yoktur.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Parti asıl şimdi başlıyor

- Engels'e, Ernesto'ya, Ho'ya, Dimitrov'a haber verdiniz mi arkadaşlar?
- Yoldalar, geliyorlar...

Ben sizin Sebastiyanınızım, altın, para, dolar değerli neyiniz varsa ben taşırım

İftar vakti gittiği bir evde "Ben sizin efendiniz değil hizmetkârınızım" diyen Recep Tayyip Erdoğan'ın Üsküdar Çamlıca'daki villasında kaç hizmetkârın çalıştığı bilinmiyor. (sol.org)

Bir elimde orak çekiç, bir elimde anayasa, umrumda mı emperyalizm

ABD Devlet Başkanı Obama, seçimlerden önce söz verdiği sağlık sistemini hayata geçirmek isteyince korkuya kapılan orta sınıf ve beyaz yakalılar, 'Sosyalizm geliyor, Sovyetleşiyoruz' diyerek protesto mitingleri düzenledi.