7 Ağustos 2012 Salı

Senaristin Günlüğü - 08

Senarist Otelden Bildiriyor!..
Üçüncü gün göğün dibi delindi resmen. Nasıl yağıyor, kulaç atsan yukarı doğru yüzebilirsin, o derece. Böyle bir yağmura çocukluğumda Rize’de şahit olurdum; dereler ve Karadeniz birbirine karışırdı. Bütün ekip pert olduk. Aslında bu satırları Acun Ilıcalı gibi davranarak yazıyorum. Bugünkü çekimlerin araba takibi ve jenerikteki müzik altı sahneler olduğunu bildiğim için bana gerek olmadığını düşünmüş ve otelde kalmıştım. İki üç saat sonra kurbağa kıvamında otele dönen Serdar ve Gamze’den olan biteni dinleyince hemen klavyenin başına geçtim ve olayları yaşamışçasına yazdım. (Acun Ilıcalı bir Avrupa Şampiyonası maçında olması gereken maça yetişememiş, aniden canlı yayına bağlandığında sanki oradaymış gibi yaparak maçı anlatmıştı.)

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Senaristin Günlüğü - 07

Çarli’nin Melekleri
İkinci gün, Aşıklar Köprüsü ve Sheremetyevo Havaalanı’nda çalıştık. Bu arada hem kışı, hem baharı, hem de yazı yaşıyoruz. Tüm ekip sefilleri oynarken ışık şefimiz ‘Uyanık Çarli’ bu durumdan hiç etkilenmiyordu. Hava bahara dönünce tişort ve kısa şortunu çeken Çarli, aniden başlayan yağmurda montunu, kabanını ve botlarını giyiyordu. Ve bunların hepsi renklerine, takılarına kadar uyumluydu. Bir süre sonra Turgut Abi’yle birlikte Çarli’yi konuşturduk; “Madonna bile bu kadar kıyafetle turneye çıkmıyor. Moskova’ya ışık kamyonu numarasıyla kıyafet kamyonu mu getirdin?” diye sorduk. Adamın meğerse Filipinler diktatörü İmelda Marcos kadar giyeceği varmış. Bir aralar 500 tane ayakkabısı varmış, bu kadarını söyleyeyim.

5 Ağustos 2012 Pazar

Senaristin Günlüğü - 06

Ve motor!..
Adem hocanın yönetiminde ekip sezonu açtı. Heyecan dorukta. Hava, saha ve zemin film çekmeye elverişli. İlk maçımız Kızılmeydan’da. Moskova’nın eşsiz güzelliği arkada, önde bizim Temel ve Turgay… Hakem ‘motor’ diyor ve çekimler başlıyor. Adem hoca bir saniye bile yerinde oturmuyor ve ekibin beynini yıkayıp motivasyonu en üst düzeye çıkarıyor. “Bizim karakterimize en uygun sistem, toplu hücum toplu müdafaa…” diyerek herkesi her yerde oynatan hocamız sayesinde ilk sahneden galibiyetle ayrılıyoruz. (Turgut abiyi film çekiyor diye düşünmeyin. Marc III’le kamera arkasını çekiyor.)

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Senaristin Günlüğü - 05

Turgut hoca bizi diskoya götür…
Ekip olarak Turgut Yasalar mihmandarlığında metrodayız. Neden Turgut hoca diye soranlarınız olursa, Putin’in akrabası ya da Moskova’nın yerlisi filan değil, sadece bizden iki gün önce Moskova’ya geldiği için doğal liderimiz oldu. Moskova metrosu ayrı bir dünya… Her faninin binmesi gerek. Moskova’nın altını kılcal damarlar gibi oymuşlar. Bizim İstanbul metrosunun taytay durduğunu düşünürsek dört katlı Moskova metrosunun maraton koştuğunu söyleyebiliriz. Liderimiz Turgut hocanın olağanüstü gayretiyle fire vermeden Türk lokantasına kapağı attık. Ezo gelin çorbasını ve Adana Kebabı’nı gören ekip elemanları türküler söyleyip halay çekmeye başladılar.

3 Ağustos 2012 Cuma

Senaristin Günlüğü 04

Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar…
Cosmos Otel’deyiz. Otel, orta büyüklükteki bir Anadolu kasabası gibi. Üç bin odalıydı ve galiba beş bin kişi kalıyordu. Bu ölçekteki bir otelin bir belediye başkanı ve bir kaymakamı olmalıydı. Birkaç müşteri daha gelse, büyükşehir belediyesi olmaya hak kazanabilirdik.
Şimdiden memleketi özleyenler vardı. Serdar’ın, “Arkadaşlar, birazdan Moskova merkezdeki bir Türk lokantasında ekip olarak yemek yiyeceğiz.” anonsu coşkuyla karşılandı. Ağlayanlar, bayılanlar, “Türk yemeklerini çok özlemiştik” diye sevinç çığlıkları atanları ışık şefimiz Çarli susturdu ve şu tarihi soruyu sordu; “Yahu üç saatte ancak otele geldik, şimdi beş saatte merkeze gidip sabah kahvaltısı mı yapacağız?”

2 Ağustos 2012 Perşembe

Senaristin Günlüğü - 03

Ha geldık Moskova'ya, uç gün uç gece yoldan!..
Moskova’nın Şifresi Temel ekibi olarak üç saatlik bir yolculuk sonrasında Vnukova Havalimanı’na indik. İstanbul’dan üç saatte geldiğimiz havaalanından Cosmos Otele üç saatte gidemedik. Ekibi otele götüren otobüsün şoförü, “Telaşlanmayın, kalacağınız otele daha on kilometre var.” dedi. Her bir kilometreyi on dakikada aldığımızı düşünen nikotinman arkadaşlar paniğe kapıldı. İsyan çıkararak, zaten gidemeyen otobüsü zorla durdurup, indiler. Birer sigara tellendiren isyancılar otobüse binmeyerek yürümeyi planladılar. Akılları sıra yollardaki tabelalara bakarak otele ulaşacaklardı. Ama Kiril alfabesinde ‘pectopah’ yazılan şeyin ‘restoran’ olduğunu öğrenince kurda kuşa yem olma korkusuyla yine durmakta olan otobüse bindiler.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Senaristin Günlüğü - 02

Nükleer Başlıklı Kız: İsrafil Köse
Ekip arkadaşlarım içinde en sevdiğim kişidir İsrafil. Ama bazen o kadar manyak durumlar yaratıyor ki yerimde gözü var gibi geliyor. Adam yaptıklarıyla benden daha komik…
Örneğin, uçakta giderken bile kaskını takıyor ama bir ay boyunca Trabzon’da motorla dolaşırken hiç kasklı görmedim. Yeri gelmişken anlatayım; Musa Paşa Camii’nde çekimdeyiz. Adem hocanın yanında oturmuş monitöre bakıyorum. 10 saniye kadar ara verildi, çekim başlayacak ama herkes otururken bir kişi zıplayıp duruyor. Eğilip monitöre dikkatle baktık; İsrafil yukarılara doğru sıçrıyor. Adem hoca seslenip uyardı, “İsrafil n’apıyorsun oğlum?” İsrafil çok normalmiş gibi cevap verdi, “Hocam, yukarıda klima var, serinlemek için klimaya doğru zıplıyorum.” (Not: İsrafil hikayelerimiz devam edecek…)

29 Temmuz 2012 Pazar

Senaristin Günlüğü - 01

Ağlamak istiyorum sayın seyirciler!..
Mayıs ayı… Üçgen Yapımevi’ndeyiz. İlk okuma provası ve herkes neşeli. Ruhi Sarı, Alper Kul, Recep Altay, Çetin Altay, İsrafil Köse, Adem Kılıç ve Necip Memili bir gol sonrası sevinç yumağı oluşturan futbolcular gibi kenetlenmiş. Göremediğiniz karelerde ise Turgut Yasalar ve Salih Kalyon timsah yürüyüşü yapıyor… Ercan Özkan elini kalbine götürüp tribünlere koşuyor… Aslıhan Güner, Duygu Şen ve Ayşegül Günay yan yana dizilip Roberto Carlos gibi akrep taklidi yaparak seviniyor…

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Senaristin sette ne işi var?

1995'de İnce İnce Yasemince'yle televizyon dizisi senaristliğine başladım. 20 civarında dizinin senaristliğini yaptım, ama bir iki dizi dışında (o da seti ziyaret etmek için) setlere uğramadım. Senaryoyu yazıp yapımcı firmaya yolladıktan sonra benim işim bitiyordu. Fakat "Sümela'nın Şifresi : Temel" ile başlayan süreçte her an, her saniye Adem Hocanın yanında oturdum. Birincisi, çok sevdiğim Karadeniz'de, Trabzonsporumun yuvası olan Trabzon'daydım. (Benim Trabzon sevgim Trabzonspor'dan kaynaklıdır. 61 yazan plaka gördüğümde bir Trabzonlu gibi heyecanlanmam ama bordo - mavili formayı tünelin ucundan görünce sevdalımı görmüş gibi olurum.) İkincisi, Temel karakterini Adem Kılıç hocayla birlikte yarattığımız için onun her aşamasında birlikte olmaya alışmıştık zaten. "Sen de gel Trabzon'a..." dediğinde bir saniye bile düşünmedim. Ve ne kadar iyi ettiğimiz geçen sene zaten ispatlandı. Senaryoda en ufak bir değişiklik gerektiğinde, hemen yanlarında olduğum için reji grubunun da çok hayır duasını aldım. (Sanıyorum. :))

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Moskova'da son gün!..

Moskava'da son gün ve ekibin bir kısmıyla hatıra fotoğrafı... Bu arada Kadir Topbaş'ın yerinde olsam, İstanbul trafiğinden şikayet edenleri bir kaç günlüğüne Moskova'ya yollardım. 'Beterin beteri var'ın cisimleşmiş hali. Hepi topu 20 yıl süren kapitalist süreçte manyaklar gibi otomobil satın almışlar ve trafiği kilitlemişler. Kontağı kapatıp öyle oturuyorlar. Şehrin dışından merkeze girebilmek için 4 saat sürecek bir trafiği göze almalısınız.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Rus halkına cevap verirken...

Moskova sokaklarında insanlar çevirip çevirip soruyordu, "Temel'in kaçıncı filmi bu?" diye... Ben de baktım olmayacak, herkese cevap olsun diye elimle iki işareti yaparak gezinmeye başladım.

Moskova'nın Şifresi Trabzon'da!..


Moskova'daki yedi günlük çekimleri bitirip Trabzon'a geldik. Pazar günü çekimlere başlayıp 16 Temmuz'da bitireceğiz. Serde Karadenizlilik var, birinci filmi yazarken sanki filmin tutacağına garanti verilmiş gibi ikinci filmin ilmiğini atıp, Moskova'nın Şifresi'nin de hikayesini kabaca oluşturmuştum. Şimdi de üçüncü filmin hikayesi kabaca oluşmaya başladı. Dün gece Soho Greens'deki basın toplantısında, "Temel serisi ne kadar sürecek, üçüncü film var mı?" sorusuna, "Fıkra kahramanı Temel'i ete kemiğe büründürüp, yaşayan bir Karadenizli haline getirdiğimiz için üçüncüsü de olur, seksenüçüncüsü de..." dedim. Seksenüçü bilmem ama üçüncüyü de çekeceğiz.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir ödül daha!..

Karadeniz Vakfı'nın düzenlediği '2011 Yılının En'leri ödül gecesinden, Yılın En İyi Sinema Filmi ödülüyle döndük. Ödülün en büyüğünü gişede almıştık ama 6. ödülümüze de çok sevindik.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Kızıl Meydan ne yana düşer usta?

Haziran'ın 7'sinde tekrar gidip, Moskova'nın Şifresi: "Temel" filminin çekimlerine başlıyoruz. Geçen gidişimizde yönetmenimiz Adem Kılıç'la Moskova'yı gezip, mekan bakmıştık. Kızıl Meydan gecenin üçünde bomboş, ama ben yine de 1917'de Rus halkına seslenen Ofli Ula Demir İlyas Lenin'in sesini biryerlerden duyuyorum.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir Zamanlar Anadolu'da

Hemen her konuda olduğu gibi yine geç kaldım ve Bir Zamanlar Anadolu'da filmini sinemada seyredemedim. Evde DVD'den seyrederken, Şahan Gökbakar'ın tv8'deki sinema eleştirmeni karakteri gibi düşünmeye başladım. Bu 2,5 saatlik filmi sinemada seyretseydim sağımda solumda sıkıntıyla öfleyip pöfleyenler ve yarım saat sonra cep telefonuyla sağa sola mesaj çekmeye başlayan denyolar yüzünden konsantrasyonum sürekli bozulacaktı. Bu mükemmel filmi tekrar seyretmeden önce şunları söyleyebilirim; "Herkes kendi otopsisini kendisi yapsın. Ölmeyi beklemeden..."

1 Mayıs 2012 Salı

26 Nisan 2012 Perşembe

Turgut Yasalar

Sümela'nın Şifresi Temel'in süpervizörü Turgut Yasalar, Trabzon'daki galada (film daha vizyona girmeden) zafer işareti yapıyor. Demek bir bildiği varmış...

23 Nisan 2012 Pazartesi

Osurayim kapitalizmunuze!

Çağumuz, insanluk tarihinun en derin çelişkilerinın yaşanduği, en akildişi çağdır. Kapitalizum bir yandan inanılmaz bir zenginluk, diğer yandan ise ölumcül bir yoksulluk üretiyi.
Dunya nüfusinun yarisi, yani 3 milyardan fazla insan evladi günde 2 dolardan daha az, 1,5 milyar insan da 1 dolardan daha az bir gelirle yaşiyi. Buna karşiluk dunya nüfusinun yüzde 10’i,
dunya toplam gelirinın yüzde 70’ini aliyi. 1 milyar insan aç yaşarken, yilda 11 milyon sabi açlıktan öleyi.
Ula lahmi kafalilar, neyun zafer çiğluğini atayisunuz? Borsaya açilan hastanelerınızın mi?
Sivasi dökülmiş evlerini, 1950 model arabalarini gösterdığınız Küba’nun sağluk sistemini da göstersanıza. Efendum, duyamadum. Küba küçucuk bir ada midur? Ula siz daha bir tane mahallenuzde bile sağluk sorunini halledemedınız.

Cicili bicili kapitalizum!

Kapitalizum, içinde rengarenk şekerlerun doli olduği beyuk bir şekerci dükkani gibidur. Bizum kro–manyon kadar bile zekasi olmayan insan evladumuz da bu şekerci dükkanina girmiş küçucuk sabilerın tepkilerini vermekte ve çildurmiş gibi şekerlere hücum etmektedur.
Kendisine kapitalizumun dayattuği metalari bir sure sonra gerçek ihtiyaçlariymiş gibi algilayan insanevladi hemen bir başkasini bu tuzağa düşurmek içun çabalara girmektedur.
Herkes kendi bencil gereksinmesinun doyumini bulmak içun, öteki insanlari egemenluk altina alan bir güç yaratma peşinde koşmaktadur.
Her yeni ürün, bu karşilukli aldatma ve karşilukli soyguni daha da pekişturur. Her ürün, ötekinun parasinun çekilmeye çalişulduği bir yemdur.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Victor Jara neden ölmez?


Bütün diktatörler, faşistler, sermaye katlansın - büyüsün diye emekçi halkı inim inim inleten kan emiciler ölür de Victor Jara neden ölmez? Çünkü çocukların kulaklarına bir şeyler fısıldar... "Birbirinizi kırmadan, kardeşçe ve bir şarkı söylercesine yaşayabilirsiniz..." der. Faşistler ise çocukları sadece öldürür, sağ kalanların da büyüyüp birbirlerini öldürmesini ister.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Hay sizin marka değerinize .......

Hay sizin marka değerinize... Devekuşundan daha eblehi var mıdır diye düşünmeyin. Devekuşu hiç olmazsa kafasını kuma gömüp, vücudunun görünmediğini zannediyor. Bu şikeci zevat (futbolla ilgili ayrımsız bütün kurumlar ve kişiler) kafasını kuma bile gömemiyor. "Şike sahaya yansımamıştır" diyerek bu pislikten sıyrıldıklarını zannediyorlar. Ama şike orada, mihrace sarığı gibi duruyor. Beşiktaş - Galatasaray maçında sahaya atlayan taraftarları (derdim Beşiktaş taraftarıyla değil) da şöyle yorumlayabilirler mi; sahaya atlayanlar sahaya yansımamıştır!..

4 Nisan 2012 Çarşamba

Nazım Hikmet Ran


Şimdi de ben bir ceviz ağacıyım Moskova Parkı'nda usta... Sana bu kadar yakın olup, "Sevdalarımızı, inançlarımızı, kavgamızı hep senin dizelerinle dile getirdik." diyememek olmaz. İnanıyorum ki o günleri göreceğin gibi beni de duyuyorsundur. Moskova'nın Şifresi Temel 2 için Moskova'dayız. Bu sıcak Karadeniz hikayeleriyle komedide bir şeylerin şifresini çözmeye çalışıyoruz ama sayende hayatın şifresini çoktan çözdük.