31 Ağustos 2009 Pazartesi

Şili'de Gizlice (Miguel Littin'in Serüveni) G. Garcia Marquez

Bir zamanlar (29 yıl önce) bu ülkede, önlerindeki masalarda kitaplar dizili gençler suçlu gibi teşhir ediliyordu. (Bu kitapların arasında Sefiller bile vardı)
12 Eylül 1980'de bize yapılanın aynısından 11 Eylül 1973'te Şili'de de yapmışlardı.
Miguel Littin ki kendisi Yılmaz Güney gibi bir sinemacıdır. Şili'den ve Pinochet'nin ölüm tezgahlarından kıl payı kurtulup, yurtdışına kaçar. Yıllar sonra faşizm altında inleyen ülkesine geri döner. Ama kimliğini gizleyerek, sahte bir pasaportla... Amacı, Pinochet Şili'sinin dışı cilalı, 5 yıldızlı, içi yoz ve baskıcı diktatörlüğünü belgesel tadında bir filmle dünyaya göstermektir. İşte bu macerayı Miguel Littin büyük usta Marquez'e anlatır. O da bize. (Not: Yukarıdaki fotoğrafta yanılmıyorsam ortada Allende var. Amerikan emperyalizmi ve Şili'nin Netekim Paşası Pinoşe henüz harekete geçmemiş ve sinemacılar sevgili başkanlarıyla içiçe, kolkola...)

Neden Zagor?

Çocuk yanımla, Zembla'dan Tommiks'e, Kinova'dan Kaptan Swing'e, Mandrake'den Mister No'ya kadar 70'li yılların başında yayınlanan bütün çizgi romanları severim. Ama Zagor hep bir başka olmuştur. Net bir şekilde formüle edemem ama bir kaç neden söyleyebilirim. Hala Gallieno Ferri'nin çizdiği Zagor ciltlerini ararım. Her ne kadar Ferri diğer esse gesse çizgi romanlarını çiziyor olsa da Zagor'da ayrı bir döktürürdü. Sonra, Zagor kızılderili dostudur; beyazların kışkırtmadığı, tıpkı beyazlar gibi bir ölüm makinesine dönmemiş bütün kızılderililerin yanındadır. (Babasını kızılderililer öldürmesine rağmen hem de) Kuşkusuz en iyi pişekar olan obur Çiko'yu da hesaba katmak gerek. Bir de, Zagor sıradan insan özellikleri de gösterir; Tommiks gibi, Suzi öptüğünde ayılıp bayılmaz. Bir kadın Zagor'a ilgi duyuyorsa ve o da kadından hoşlanıyorsa onu öper. Zagor Tenay yemek yer, su içer, yaralanır, tutsak düşer. Çelik Bilek gibi 80 İngiliz askerinin üzerine koşup, hepsine dan dun girişmez.
Ve en son olarak bir macerasında, (Chicago ya da New York olabilir) polis teşkilatının bağırsağını dökmüştü ortaya. Burjuvazinin emrindeki müdüründen, memuruna kadar bütün polislerin gırtlağına kadar rüşvete battığı bir polis teşkilatıyla boğuşmuştu Zagor Tenay.
Tamam hayal kahramanısın ama yine de baltana kuvvet hocam.

Ugh, solukbenizli neo-liberal

Beyaz adam elinde inciliyle geldi ve bize gözlerimizi kapayıp dua etmesini öğretti. Gözlerimizi açtığımızda ise, incil bizim elimizdeydi, topraklarımız beyaz adamın elinde.

Foto - grafi

''Fotoğrafçı bombayı gördüğünde kaçar, ama foto muhabiri gider bombayı en önde çeker.” Ara Güler
Fotoğrafçı ve foto muhabiri arasındaki fark nedir sorusuna verdiği cevap.

Batan kapitalizmin bankaları bunlaaaar

Piyasalar gelen iyi verilere rağmen çalkalanmaya devam ediyor. Piyasa uzmanları bankalarda sıkıntının bitmediğini belirtiyor. Ekonomik veriler bazında umut verse de açıklamalar ürkütmeye devam ediyor. Makro düzeyde gelen aylık veriler dünya ekonomilerinde en kötünün geride kaldığına dair inancı kuvvetlendiriyor. Buna karşılık sektör uzmanları, yeniden sert bir dip gelecek uyarısında bulunuyor. En önemli sıkıntı hala finans sektöründe. Bankacılık sistemi krizi atabilmiş değil. Bankacılık sistemine dair ürkütücü açıklamalara bir yenisi daha eklendi. ABD bankacılık sistemi, 1000 bankayı iki yıl içinde sistemden silecek. Bu açıklama Bank United analistlerinden John Kanas’a ait. 2009 yılının başından beri 81 bankanın battığın hatırlatan Kanas, bu rakamın her gün biraz daha yükseleceğini belirtti. Batan yerel bankaların pek çoğunun ismi bile duyulmamış küçük bankalar diyen Kanas, çok sayıda küçük şirketin batmasını bu durumu tetiklediğini belirtti.
Batık banka sayısı 84'e çıktı
ABD'de, küresel finansal kriz nedeniyle batan banka sayısı, dün üç bankanın daha katılmasıyla, 2009 başından bu yana 84'e çıktı. Dün batan üç bankanın, ABD'nin TMSF'si olarak bilinen Federal Mevduat Sigortasına (FDIC) maliyetinin 446 milyon dolar düzeyinde olduğu belirtildi. FDIC'nin, yılın ikinci çeyreği itibarıyla toplam maliyeti 10,4 milyar dolar oldu. ABD'de 416 sorunlu banka bulunurken, FDIC ise bütün bankalar için toplam 32 milyar dolar ayırmış durumda. (BirGün)

Napıyoz abi, çıkıyo muyuz Irak'tan?

Dur bakalım, bir karıştır - barıştır daha yapalım...

30 Ağustos 2009 Pazar

Memur zammı ve sendikanın daniskası

"Memur maaşlarına gelecek yıl yüzde 2,5, artı 2,5 zammı kabul ediyor musunuz laaan? Kabul edilmiştir. Hadi dağılın..."

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Güle güle hocam, o işe ben giricem

Hemen her gün gazetelerde, televizyonlarda "5 kişinin alınacağı işe, 2 bin kişi başvurdu" haberleri okuyoruz.
Durum o kadar kötü mü, halk gerçekten işssiz ve aç susuz mu?
Yooo, nereden çıkardınız? Ekonomi aslanlar gibi iyi gidiyor, borsa yükseliyor. Dubaili işadamları, Arap şeyhleri Türkiye'de yatırım yapmak için cirit atıyor...
Acaba, aslında işi olan psikopat bir çalışan grubu mu var; hükümeti kötü göstermek için, nerede bir iş başvurusu varsa hemen kalabalık görünsün diye gidip o işe başvuran...
Olur mu olur. Bizim halktan beklenir.

Var Misun Yok Misun?

Lelipop İhsan Yali Kiraathanesi’ne haboyle bi şişinerek girdi ki, zannedersun göğsine İstiklal Madalyasi takmişlar.
Ula nedur, ne oldi deduk, anlatti… Meğer bu arahana kafali Var Misun Yok Misun yarişma pirogramina başvurmiş. Buni arayup, yakinda seni yarişmaci olarak çağiracağuk, demişler.
Bu boyle kinayeli kinayeli bakti, “Laz Marks Emice, hani kapitalizum insana firsat eşutluği vermezidi. Aha bak yarişmada bağa hemen sira geldi, yakinda katilacağum.” dedi.
Ula eşşeğun önde gideni dedum buğa, sen zaten ömir boyi Var Misun Yok Misun yarişmasinda yarişayisun ama, haberun yok sadece…
Doğduğun anda ilk kirmizi kutini açturdun uşağum.
İşçi Cemal’un uşaği olarak dünyaya gelerek ebenun kirmizi kutisini gördun.
Takalar Birluği Başkani Patapat Suleyman’un uşaği olarak dunyaya gelebilirdun, ama hissedemedun.
Eğitumde kirmizi kuti açturdun, sağlukta kirmizi kuti açturdun, iş hayatinde açturacak kuti bile bulamadun…
Ömur boyi Hamdi Bey sağa bir teklifte bulunsun diye bekledun durdun…
Çok beklersun uşağum… Hamdi bey bile artuk kendi cötinun derdine duşti.
Kapitalizum ölumcül yarali almiş bir kaplandur… Çeşitli borsa manipülasyonlariyla, paradan para kazanmanun soni geldi. Ne pok yiyeceklerini şaşurdilar.
Şimdi bir daha düşun Lelipop İhsan evladum…
Hamdi beysuz, kirmizi ve mavi kuti açmak zorinda kalmadan… kendi geleceğuni, kendi ellerunle kurmaya, var misun yok misun?

Elektriği ucuza alıyorduk

"İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevinden Osmaniye Valiliği'ne atanan Celalettin Cerrah, Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.'de (TREDAŞ) 4 yıldır sürdürdüğü Yönetim Kurulu Üyeliği görevinden istifa etti." (Radikal Gazetesi)
Abartılacak, kınanacak ne var bunda? Malum, emniyetteki sorguda konuşmayan bazı gomonizlere elektrik vermek gerekiyor. Elektrik dediğin de bedava değil... Cerrah Abimiz, bir elektrik kurumuna üye olup, gereken elektriği ucuza alıyordu... Devletin kesesini düşündüğü için kendisine teşekkür ederiz.

Son şampiyonluğu bir daha anlatsana baba

Görünen o ki, bu yıl da oligarklardan birisi sekerse 3.'lük, olmazsa 4.'lük hesabı yapacağız. Bakalım önce kimin hasreti dinecek; Fenerbahçe'nin 26 yıllık Türkiye Kupası mı, yoksa bizim 25 yıllık Lig Şampiyonluğu hasreti mi?

6 geliyor 6 / İspanya'yı böldürtmeyiz ulan

Sırada Kıtalararası Şampiyonlar Kupası var. Benim umrumda değil aslında; Barcelona'yı daha fazla seyredeyim de isterse Gazoz Kupası olsun.
Bu vesileyle General Franco'ya ve sevgili takımı Real Madrid'e, Barcelona'nın içeriğindeki 'İspanyol Faşizmine karşı duruşa' gıcık olanlara, Katalunya kimliğine sahip çıkışlarına kuşkuyla bakarak kendi beyaz Türklüklerini hatırlayıp, neredeyse "İspanya'yı böldürtmeyiz ulan" diyen yerli malı oligarşik - faşist ucubelere 'süper' kapak olsun.

Şiir Feneri e. V.

"Titan saadet zinciri modelinin bir benzeri, tekstil alanında ortaya çıktı. Eyüp Erol’a ait Erol Group, Erol Marketing Sistem (EMS) adında bir model ile 60 TL ödeyen herkesi ana bayisi olmaya davet ediyor. Ana bayiler, kendi alt bayilerini kuracaklar ve sisteme dahil ettikleri her üye başına 3 TL kazanacaklar. Saadet Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkan adayı olan Eyüp Erol’un şirketinin uygulamaya soktuğu bu sistemin tanıtımını ise şiirleri ile tanınan İbrahim Sadri yapıyor. Sadri, 20 dakikalık bir video ile sistemi anlatıyor ve “Erol Grup bünyesinde oluşturduğumuz sisteme dahil olun, kolay kârlı iş yapın” diyor." (Vatan Gazetesi)
Ya niye çorapla, saadet zinciriyle, Titan'la, Deniz Feneri'yle, bileziklere Yasin okumakla vb. uğraşıyorsunuz ki... Direkt olarak cenneti satmaya başlayın. Aha da ben tarihteki bir 'endüljans kağıdını' örnek olarak veriyorum. Boş yerlere, günahlarından arınmak isteyen dindarların adını yazın, tabii büyük bir bağış karşılığı...

Engin Ardıçlaştırabildiklerimizden misiniz?


Zülfü Livaneli, bestesini reklam müziği olarak GSM operatörü Wodafone'a vermiş ve gelen eleştiriler üzerine, "Şarkılarım artık benim değil halkın" diye yanıtlamıştı. Livaneli'nin bu sözleri üzerine LeMan'daki yazısında Başar Başaran "Livaneli, reklamdan aldığı parayı da o zaman bize verse ya. Şarkı bizim ama para sizin... Bari kontör versinler..." diyerek olayı ti'ye almıştı.
Bunun üzerine Zülfü Livaneli Kanat t'de bir canlı yayına katıldı. Görelim bakalım ne demiş;
Zülfü Livaneli: Bu tartışmalar bana çok aptalca ve saçma geliyor. Deli saçması bunlar, bunlarla mı uğraşacağım?
Rana Elik: Şimdi bu yazılanları okuduğunuzu düşünerek... (Sözü kesiliyor)
Zülfü Livaneli: Hayır okumadım hanımefendi bu saçmalıkları! Kim yazdıysa halt etmiş. Kimin yazdığını bilmiyorum ama aşağılığın biriymiş! Türkiye'de her kompleksli bir şey yazdı diye ben yaşayamam o zaman.
Rana Elik: LeMan dergisinden Başar Başaran yaz... (Sözü kesiliyor)
Zülfü Livaneli: Ne bileyim, bu aşağılıkça bir şey... Özgürlüğü niye satmış? İt oğlu it, sen yaz sen de sat!.. Bu ülkede mafyası var, rezili var, fahişesi, pezevengi var... Zülfü Livaneli mi kaldı bir tek? Başınızdan taş düşsün Zülfü Livaneli kadar...
Rana Elik: Çok yaygın medya sitelerinde haberler var değil mi? Şim... (Sözü kesiliyor)
Zülfü Livaneli: Bu medya sitesi dediğiniz; gazetelere giremeyen, bir iş bulamayan ya da yarım yamalak bulan kompleksli çocukların sinirlerini boşaltma yeri...
Bir kaç sene önce LeMan Dergisi Lale Ödüllerine Engin Ardıç'ı layık görmüştü. Bizimkilerin ne gecekondu çocukluğu kalmıştı, ne protein eksikliği...
Sermayeyi yalamak insanları down sendromu hastalığına tutulmuş gibi aynılaştırıyor. Suratları, dilleri, bakış açıları birbirine benziyor.
Soldan nemalanmaya devam edeceksiniz ama, sermaye ile halay çekerken küçük bir eleştiri gelince yalancı pehlivan gibi esip gürleyeceksiniz. Oh ne ala memleket. Deyneksiz köyü buldunuz... sallayın durun...

Konuk mizah yazarı: Haydar Işık / Beni Türk polislerine emanet etmeyin

Teşkilattan bir polis tanırdım, sürümden döverdi. Copunu havaya kaldırdığında; sekiz öğrenci, iki işçi, dört cumartesi annesi, bir cocuk, iki kapkaçcı, dört travesti (travestiler de onu döverdi), üç memur, o üç memurun üç yakını ve altı kamu-senli'yi aynı anda haşlar ve tüm zamanların kendine ait en iyi rekorunu egale ederdi.
Bu kahraman polisimiz, Türk Polis Teşkilatını güçlendirme haftasında da sık sık sığır eti yerdi.
Bi ara devletimiz bunlara klasik batı müziği ve dans eğitimi verdiğinde bizim kahramanımız dans hocasının belini, memur beliyle karıstırıp kırmış ve özür dileyeyim derken hocasının elini iki ayrı noktadan çatlatmıştı.
Sabahları işe gitmeden hanımı copunu ütüler, sırmadan püsküllerini takıp takıştırır ve mermilerin tozunu alırdı.
Yengenin en büyük sıkıntısı çıkmayan kan lekeleriydi. Hangi kireç sökücüyü de kullansa bu lekeler çıkmıyor günler günleri kovalıyordu. Eski yoldaşlardan öncü kadrolu hoca Cezmi'nin diş etlerinden dökülen kan lekeleri polisimizin sol gömlek yakasında hala durur.
Yani bizim bu polis kahramanımız yakında çıkacak olan bir gülmece dergisinde haftalık çizgi kahramanı olmayı da bekler. (adını koymak isteyen okuyuculara duyurulur.)

28 Ağustos 2009 Cuma

Bertolt Brecht / Turandot ve Aklayıcılar Kongresi

80'li yılların ortalarında 'entellektüel'in 'lektüel'ini sünnet edip attık ve 'entel'i yarattık. Amaç, aydın olmayan, şeklen öyle görünenleri, 'mış' gibi yapanları tanımlamaktı. Bertolt Brecht yarım asır önce 'entellektüel sünnet'i çarpıcı bir tiyatro oyunuyla yapmış bile.
Entellektüellerin bozulmasını; bilgisini, birikimini iktidara / sermayeye satan aydınları anlatmak için Almanca'da entellektüel anlamına gelen 'intellektuell' sözcüğünü 'Tellekt-Uell-In' şekline dönüştürüp, baş harflerininden TUI sözcüğünü türetmiş.

Kazım Koyuncu / Hayde

Gerçekten reenkarnasyon diye bir şey olsa; Kazım Koyuncu yine Karadeniz'de, (Hopa şart değildir, Pazar, Of, Maçka da olabilir) orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelse. Yine insanları böyle sevse ve bu sevgisini müziğine dökse...
Beni Kaçkar'a, Macahel'e, Uzundere'ye, Avni Aker'e götüren, şakaklarımı titreten, ürperten... Nihayet Trabzonspor'u tutma nedenime benzeyen bir nedenle Trabzonspor'u seven birini buldum, haklıyız dedirten... İnti İllimani, Quilapayun, Victor Jara kıvamındaki hem inanılmaz coşkulu, hem de "Yok canım ağlamıyorum, gözüme toz kaçtı" dedirten müziğini ömür boyu dinleyeceğim Kazım Koyuncu, müzik için olduğu kadar devrim için de bir kayıptır. Halkla, 80 öncesi ortak dilini hala kuramayan 'sol'un, Kazım'ın dil, din, ırk, toplumsal katman tanımadan yaydığı sıcaklığından, dilinden öğreneceği epey şey vardı.
Hopa'lı kardeşlerime bir şey soracağım; ya alt yapıdan yeni Kazımlar gelmiyor mu?

Devletin bilinçaltı


"Star TV'de yayınlanan Zuhal Topal’la Desti İzdivaç programında 'Kızım ben Kızılbaş mıyım?' diyen yarışmacının 'Kızılbaş' kelimesini hakaret içerikli kullanması, Alevi dernekleri tarafından protesto edildi."
Sunucusu, yazarı, evlenmek için TV programlarına katılan vatandaşı, iktidarı... Bir kollektif bilinçaltını arasıra kusuyorlar. Ne diyelim, devletin çocukluğuna dönmek gerekiyor galiba; "Biraz çocukluğunuzu anlatın... Ne gibi şeyler yaşadınız geçmişte?"

27 Ağustos 2009 Perşembe

Penguen - 362


Mizah dergisi okumak kapalı mekanda da, açık havada da serbest... Alalım, okuyalım...

Laz Marks Emice’den inciler…

Dünyanun bütun ütopyalari, birleşun!.. (1968 / Sürmene)

Evrensel kibar orospi, insanlarun ve halklarun pezevengi olan para toplumsal yaşamdan, ilişkilerden el ve eteğini çekmeduği sürece uşaklar ve paçilar birbirlerini tertemiz ve karşiluksuz öpemez. (1998 / Pazar)

Ara tiransferde yabanci bir halk tiransfer edemeyeceğumuze göre, demokratuk temizluğumuzi yine bu halkla yapacağuz. Yok edelum etmesine da, bilinçli bir halkun bonservis bedeli çok yuksektur. (2004 / Bafra)

Bizum dolar manyaği pilaza kadavralariyla, sarkık liberaller yillardur sol bitti deyup durayidi halbuki. Bu Latin Amerikali cahil sambacilarun, tangocilarun haberi yok mi bundan? (2008 / Vakfıkebir)

Derbi, ayni fabrikanun patroni ve emekçisi arasindaki sinifsal mücadeleye denur.
(1984 / Ardeşen)

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Leman 929

929, dile kolay...

25 Ağustos 2009 Salı

Neden Maradona / Tanrının eli, Fidel'in ayağı

Messi'yi, Maradona'yla kıyaslamak için henüz daha erken. Ama görünen o ki, 22 yaşındaki Messi, Arjantin formasıyla bir Dünya Kupası kazanması halinde Maradona'nın tahtına aday olacak.
Maradona'nın kıyaslandığı futbolcu her dönem Pele olmuştur.
Pele çok büyük futbolcudur ama; takım arkadaşları da büyüktür. Hepsini saymayayım; Carlos Alberto, Everaldo, Gerson, Jairzinho, Tostao, Rivelino... Neredeyse Pele'ye yakın yetenekte oyunculardı bunlar.
Maradona'nın 1986 Dünya Kupası'nı kazandığı kadroya bakalım; Pumpido, Cuciuffo, Olarticoechea, Batista, Ruggeri, Brown, Burruchaga, Giusti, Enrigue, Maradona, Valdano... Ruggeri, Burruchaga ve Valdano dışında futbol piyasasında geçer akçe olan oyuncu yok.
Aynı şekilde Napoli kadrosu da Arjantin kadrosuna benzer. Napoli'yle kazandığı UEFA Kupası ve İtalya şampiyonluğu, Maradona'nın tek başına 'one man show' yaptığı kupalardır.
Messi'ye dönecek olursak 1970 Dünya Kupası'nı kazanan Brezilya Milli Takımı'ndan aşağı kalır yanı yoktur Barcelona'nın. Messi'nin yanında Henry, Eto'o, (İbrahimoviç) arkasında İniesta, Xavi, Puyol, Alves...
Maradona'nın ise ne yanında, ne arkasında ne de önünde Brezilya ve Barcelona kardosundaki futbolculardan vardı. O, neredeyse tek başına başardı...
Maradona biraz Yılmaz Güney gibidir. Bu toprakların çocuğu olsaydı, silah taşıyabilir ve Yumurtalık savcısını vurabilirdi. Kokain içti, elle gol attı falan filan... Ama hiç bir zaman düzenin adamı olmadı. Omzunda apolet gibi Che'yi, bacağında Fidel'in dövmesini taşır. Düzen yanlısı, sağcı, oligarşi takımlarını tutan yüzbinlerce insana travma geçirterek Çavez'e, Morales'e sımsıkı sarılır.
Maradona, olmayan Tanrı'nın eli, olan Fidel'in ayağı, seyrettiğimiz için şanslı olduğumuz gelmiş geçmiş en büyük futbolcudur.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Zengin ve Yoksul (Poor and Rich) - 7

Zengin : Çocukları genelde şımarık olur, sofraya gelip yemez
Yoksul : Çocukları çok yedikleri için sofradan kovulur

Zengin : Yasak aşkları 'seviyeli ilişki' diye kabul görür. Sosyete ve cemiyet haberlerinde yayınlanır
Yoksul : Yasak aşkları 'namussuzluk' diye görülür. 3. sayfada cinayet haberi olarak yayınlanır

Zengin : Pot kırarsa 'Ne samimi, halktan biri' derler
Yoksul : Pot kırarsa 'Nereden buldunuz bu cahili?' derler

Zengin : Üç beş kişi bir araya gelip rock gurubu kurar
Yoksul : Üç beş kişi bir araya gelince komite kurup devrim yapmaya kalkar. (Keşke. Y.O)

Zengin : Taksiye her gün ve tek başına binerler
Yoksul : Taksiye yalnızca hastahaneye gitmek için, 5-6 kişi birden binerler

Zengin : Ceplerinde kredi kartları ve bir sürü kulübe üye giriş kartları vardır
Yoksul : Ceplerinde İ.E.T.T mavi kart, akbil ve yeşil kartları vardır

Zengin : Mozart’ın 250. Doğum günü etkinliklerine katılır
Yoksul : Mozart’ın 250. Doğum günü etkinliklerine simit satmak için katılır
Mevlut Uludağ'a teşekkürler. Eline sağlık...

Bilezik Feneri e. V.

Mersin Devlet Hastanesi’ndeki bir yakınını ziyaretten dönen H. C. , otobüs durağında beklerken yanına gelen bir kişi, “Siz iyi birine benziyorsunuz” diyerek Ramazan ayı nedeniyle ihtiyacı olanlara dağıtması için 3 bin TL verdi. Dolandırıcı, parayı verip, giderken aniden dönüp, “Bu para Ramazan nedeniyle dağıtılacağı için önce Yasin okutmak lazım. Kolunuzdaki bilezikleri de verin, Yasin okuyalım” dedi. Daha önce kendisine 3 bin TL verdiği için güvenen C., kolundaki yaklaşık bin 600 TL değerindeki burma bileziği aldı. Kadına, “Karşı binadaki hocaya gidip, Yasin okutup geliyorum” diyen dolandırıcı parayı ve altın bileziği alıp, kaçarak, kayıplara karıştı. Bir süre dolandırıcının girdiği binanın kapısında bekleyen, çıkmayınca dolandırıldığını anlayıp, ağlayan C., polise haber verdi. Yaşadıkları şaşkınlıkla ağlayarak anlatan kadının verdiği eşkal doğrultusunda dolandırıcıyı arayan polis, soruşturmayı sürdürüyor. (Hürriyet)
Niye başını belaya sokuyorsun kardeşim; fenerli menerli bir dernek kursaydın ya. Şimdi işin yoksa polislerle uğraş dur. Dernek kursaydın belki RTÜK Başkanlığı bile gelirdi arada...

Geceyarısı Kovboyu / John Schlesinger

Dustin Hofman'ı da, Robert De Niro'yu da son 15 yıldır para için oynadıkları, bir sürü pespaye filmde seyrettim. Hatta ustalıklarından şüpheye bile düştüm. Ama Dustin Hofman'ı 1969 yapımı Geceyarısı Kovboyu'ndaki Ratso Rizzo rolüyle hatırlayınca kendisinden özür diledim. (İçimden tabi)
Amerika'nın ve Hollywood'un "Biz muhteşemiz, şahaneyiz, zenginiz, acayip tüketiriz, herşeyin en büyüğü bizdedir, koduk mu oturturuz" sendromuna girmeden önceki dönemine ait, inanılmaz yürek burkan bir film. İyi film yani.

Damsız girilmez

Erkeklerin yönlendirdiği; tek cinsli ve tek sesli siyasetin hali ortada.
Demokrasi dediğimiz bu nane, Yurttan Sesler Erkekler Korosu gibi hep erkekler tarafından seslendirildi. Sıra çoktan Kadınlar Korosu'na geldi ama, erkekler korosu sahneyi kolay kolay terketmeyecek...
Toplumun yarısını oluşturan kadınların katılamadığı siyaset ve demokrasinin, sorunlarımızı çözemeyeceğini anlamak için daha kaç tane sağ iktidar yaşamamız lazım?
Kadınları, erkek engelini aşarak siyasete ve demokrasiye çekebilmek için demokrasinin kapısına "Damsız Girilmez" mi yazmak gerekiyor?

Evrim teorisinin katili, Çaki Yiğit


Mesele gayet basit; Engin Ardıç da, Emre Aköz de, Yiğit Bulut da (ve diğerleri) sağı, sermayeyi, faşizmi, din baronlarını eleştirerek para kazanılamayacağını mesleğin bir aşamasında öğreniyorlar. Ondan sonra vur abalıya. (Abalı; solcu, devrimci, işçi vs. oluyor) Sermayedar, parayı bunlarla mücadele edene veriyor.

Başbakan geliyo, şehri boşaltın

Fidel halkla birlikte sokakta beyzbol oynar, sen memleketin Rize'de bile tırsarsın, koruma ordusunun arkasına saklanırsın...

ABD'nin çözüm bulamadığı iki hastalık; halkta obezite, yönetimde moronluk

ABD'de giderek artan obeziteye karşı alınan hiçbir önlem fayda etmedi. Sağlık Bakanı Kathleen Sebelius yaptığı açıklamada, yetişkin Amerikalılar'ın üçte ikisinin ve her 5 çocuktan 1'inin aşırı kilolu ya da obez olduğunu duyurdu.

Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler / Christopher Caudwell


Metis Yayınları 24 yıl önce yayın hayatına, "Ölen Bir Kültür Üzrine İncelemeler"le atıldı. Uzun bir süre baskısı olmayan kitap okura yeniden sunuldu. (2005) Caudwell kitapta burjuva estetiğini, felsefesini, psikolojisini lime lime edip pişmaniye kıvamına getiriyor. Dile kolay, yazıldığı tarihten bu yana 65 yıl geçti, insanlık tarihinin köprüsü altından çok sular aktı. Tartışmaya muhtaç saptamalar da var ama özündeki haklılığı hala koruyor.

Fırt - Gırgır ezeli rekabeti

Gırgır – Fırt futbol maçları acayip çekişmeli geçerdi.
Bizden önceki kuşağın maçlarında ağır bir Gırgır üstünlüğü vardı.
O sene kaptan Hasan Kaçan yönetiminde yeni bir Fırt kadrosu kurduk.
Gerçi herkes hem Fırt’ta, hem Gırgır’da çalışıyordu ama, maça doğru takımlar seçilince Fenerbahçe – Galatasaray tribünleri gibi oluyorduk.
Maç günü gelip çattı. Oğuz abi maçı Gırgır kalesinin arkasında izliyor.
Biz o sıralar Fırt’ta, Brezilya’nın bile kıvıramadığı acayip bir sistemle oynuyoruz. Tandem, WM, total, tam saha pres, süper, kurşunsuz ne kadar sistem varsa aşmışız. Topu kapan Fırtlı futbolcu, Gırgır kalecisi Bülent Arabacıoğlu abimizle burun buruna geliyor.
Buraya kadar kolay ama Oğuz abiyi aşmak zor.
Oğuz abi, kalenin arkasında durmuş, yarı şaka yarı ciddi bağırıyor; “Şükrüüü, vurma oğlum, maaşından keserim!.. Şevkeeeet!.. Kapağı yedi kere çizdiririm, dur. Yılmaaz, cezasahasına girmeee... hiç bir esprini beğenmem!..”
Neyse, Oğuz abinin muhteşem defansını aşarak Gırgır’ı 7-4 yendik.
Bir sene sonra bütün kadro Gırgır’a transfer olmuştuk.

Bu gün kurilacak TV kanallarina isimler

Sementa Recep iki çaylan yanuma geldi. “Laz Marks Emice, bu yandaş medya çığ gibi büyuyeyi. Her gun bir televizyon kurayiler… Diciturk’teki kanallara bas bas bitmeyi, yekpare bunlarun kanallariyla doli… Bu değirmenun suyi nereden geleyi?” dedi.
Uşağum dedum, her kapitalist iktidar kendi zenginini yaratur. Bizum içun değişen bir şey yok. Değirmenun suyi her zaman olduği gibi gene senun benum cebumuzden geleyi, şimdi bunlarun kasasina gideyi.
Ben boyle konişurken baktum Berbat Niyazi’ylan Lavlav Mustafa bu gün kurulacak yeni televizyon kanallarina isim bulayi; Tayyip -1, Reco – Box, İnt – Erdoğan, Kanal Abdullah…

Sanki toplama, çıkarma, çarpma ve bölme bilmiyoruz

"AKP'nin işçi karşıtı bir yönetmeliği daha devreye girdi. İşyerlerindeki sağlık konusuyla ilgili yönetmelikle, işyerindeki bir hekim kişi başına 3 dakikalık bir muayeneyi yeterli görebilecek. Yönetmelikte, 'bir işçiye 3 dakika' ifadelerinin tepki çekeceği düşünülerek 10 işçiye 30 dakika ifadesi konulmuş.
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Nazmi Algan, "Dünya Sağlık Örgütü'ne göre en az 20 dakika gerekiyor. Bu karar hem hekime, hem de işçiye hakaret. Buna göre işyeri hekiminin çalışma saatinin de azalacağı için, patronların hekime verdiği maaş da azalacak. Bu işverenlere kıyaktır” dedi." (BirGün)
Önce yaptıkları ibişliği ele alalım, sonra sınıfsal açıdan bakarız; 10 kişiye 30 dakika deyip, 1 işçiye ayrılan 3 dakikayı perdeleyecekler akılları sıra. 3 dakikada işçi adını soyadını, şikayetini zor anlatır zaten. Bari 10.000 işçiye 30.000 dakika deseydiniz, daha ihtişamlı dururdu.
Tuzla'daki tersanelerin sahiplerine bakıyorsun çoğu AKP'li... O çok övündükleri, Anadolu insanını üç otuz paraya çalıştıran Anadolu Kaplanları'nın alayı zaten AKP'li... Bir de iktidara geldikten sonra ele geçirdikleri sermayeyi hesaba katınca hiç de şaşırtıcı değil tabi. Sermayeyi korumayacaklar da neyi koruyacaklar? Eşyanın tabiatına uygun bir durum. Haydi dağılalım. Enteresan bir şey yok, normal...

Fettullah Gülen 'çak çak' öğretiyor

Eee, bu kadar uzun zaman Amerika'da kalırsan...

Bu da 'Hastane baskısı'

CHP Ankara Milletvekili Ateş, Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde personele 'oruç tutacakların isimlerini bildirmeleri' talimatı verildiğini öne sürerek, Başbakan Erdoğan'a sözkonusu Hastane hakkında soru önergesi sundu. (BirGün)
Mahalle baskısından sonra hastane baskısı...
Liste uzar gider; kantinlerde öğrencilerin dövüldüğü üniversite baskısı, Fettullahçıların yoğun olduğu futbol takımlarında 'kadroya girebilme baskısı', medya baskısı... İstediğiniz baskıdan başlayabilirsiniz.

En iyisi AKP’yi söküp, yerine bir halk iktidarı dikmek

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı hükumetin tutarsız politikaları nedeniyle mağdur olan ve ürününü satamayan fındık üreticilerine, fındık ağaçlarını söküp başka ürün yetiştirmeleri tavsiyesinde bulundu.(sol.org)

21 Ağustos 2009 Cuma

Dünya işçi sınıfının 2010 kreasyonu

Bıyıklar gür olacak. Ciddi bi duruş gerekiyo. Öyle iki de bir pişmiş kelle gibi sırıtılmaması öneriliyor. Dünya işçi sınıfının bu seneki hakim renkleri yine kırmızı, yanına da sarı iyi durur. Kazaklar örme, el emeği beyin nuru.
Halkların kardeşliği ilkesinin depreme sağlam temeller üzerinde inşa edilmesi, yine önemsenen konulardan.
Avrupa ve Asya’daki halklar yavaş yavaş Latince öğrenmeye başlayacaklar. Küba, Venezuella, Bolivya ve Şili derken rüzgar, bize de esecek. Büyük ihtimalle Latince önemsenip, İngilizce ikinci sıraya geriliyecek.
Kısacası, işçiyiz, haklıyız, kazan(kaldır)acağız.
Bunu yazan tosun bütün gerici güçlere kosun.
(Haydar Işık'a teşekkürler)

Adam olacak çocuk

Fidel Castro Ruz 83 yaşına girdi.
Dünya bir pasta olsun... Çeşitli ülkelerde mum niyetine 83 devrim ateşi yansın... Emperyalizm bu mumları söndürmek için üfledikçe daha da harlansın...
Yaşayan bu efsanevi büyük insana sevgiler...

2006 Klavye Yazmalari


Meta
Kapitalizum üretilen herşeyi değişume sokup mallaşturur, metalaşturur. Resim, edebiyat, muzik, güzelluk alinup satilan bir metadur. Bizzat insanlarun kendileri meta haline gelmiştur. Bizum Kivirzivir Resul böyle deduğimi duymiş hemen alelacele Tirabizon Sigorta Hastanesi’ne gidup bir film çekturmiş. Filmi gösterup “Laz Mark emice, hani meta haline celmiştuk, hiçbir tarafumda meta filan çikmadi. Korkuttun beni.” deyi. Ula koyayim o kafaya bi odun. Hazir gitmişken bir tane de beyin filmi çektursaydun bari.
İki uci metali deynek
Efendum meta iki yönlidur. Kullanum değeri ve değişum değeri vardur. Baluk Pazari’nun orada bizum uşaklari bir araya toplayup buni örneklerle açuklamak istedum. Foter Osman’i koni mankeni yaptum. Ula Foter Osman, 20 kilo hamsin var tamam mi? Tamam Laz marks emice. “Şimdi buni 20 metre kumaşla değişturmek isteyisun.” Ula bu dingil tutturdi “Ben değişturmem, hamsimi kimseye vermem” Ula eşşeğun önde gideni, haburaya size Laz Kapital’un can damari olan bir koniyi, değişum değerini açuklayacağum, bu tutturmiş değişturmem diye. Bizum örnek yatti tabi. Keşke hamsi örneği vermeseydum. (Devam edeceğuk)

Zengin ve Yoksul (Poor and Rich) - 6

Zengin : Yemekte konuşur
Yoksul : Konuşursa aç kalır

Zengin : Araçtan çıkmadan ruhsatı polise uzatır
Yoksul : Araçtan hızla çıkıp, suçlu psikolojisiyle ruhsatı polise koşarak verir

Zengin : Yeni doğan çocuklarının ismi, Ceren, Berk, Lara'dır
Yoksul : Dede, nine ana baba isimleriyle devam ederler; Şerife, Hayrullah, Şemsettin, Ümmügülsüm

Zengin : Sağlıklı yaşam için koşar
Yoksul : İşe yetişmek için belediye otobüsünün arkasından koşar

Zengin : Devamlı yeni yemek tarifleri alır
Yoksul : Malzemesizlikten yeni yemekler uydurur

Zengin : Esnaf onlara, "Efendim" der
Yoksul : Esnaf onlara, "Birader, bacım" der

Zengin : Yeteneksiz çocuklarını mutlaka keman veya piyano kurslarına yollar
Yoksul : Çocukları Mozart bile olsa tamirhaneye çırak yollar

(Mevlut Uludağ'a teşekkürler)

Baran - Majid Majidi


Montreal Film Festivali'nden en iyi film ödülüyle dönen Baran filminin yönetmeni Majidi'nin Oskar adaylığı da var. Ben kendi adıma akademi makademi dinlemeden hemen verdim oskarımı. Filmin konusunu anlatmanın alemi yok, ama ne yapıp edip seyredin. (Tamam canım seyretmiş olabilirsin, bir daha seyret)
Filmi seyrettikten sonraki ortak hissiyat; 40 çuval çimento taşımış ve inşaatın 4. katından düşmüş gibi oluyorsun...
Hani Barcelona maçı seyrettikten sonra dönüp bizim ligdeki itiş kakışa bakıp, o futbolsa bu ne, deriz ya... Bunlar sinemaysa bizdeki ne? Bizdeki sinemaysa bu adamlar ne yapıyorlar?

Mizahınız mesaj kaygılı mı olsun, kaygısız mı?

İnsanlık tarihinde mizahın, ölüm korkusuyla yaşam sıkıntısının panzehiri olarak ortaya çıktığı söylenebilir.
Mizah, insanın; insanlığa, yaşama, doğaya aykırı oldukları için hoşlanmadığı, korktuğu, kızdığı kötü, yanlış ve çirkin şeyleri abartarak, bozarak komikleştirip, etkisizleştirmesi sanatıdır.
Dolayısıyla her espri içinde muhakkak bir mesaj taşır. (Şükrü Yavuz)

Polis ‘stund-up’a başladı

“Bağcılar’da oturan Mete Engin’in yaşadığı ilk şok evine giren hırsızdı, ikincisi ise evine gelen polisin söylediği ‘Merak etme, en az 2 ay daha evinize uğramazlar’ sözü oldu. (Evrensel Gazetesi)
E ne yapsaydı yani? Hırsızı yakalayamayacağı! belli, bari acılı ailenin yüzünü güldüreyim diyor.
Polisin bu tutumunu destekliyorum. Hatta daha ileri giderek polisin daha iyi güldürmesi için bir kaç öneride bulunmak istiyorum.
Evine hırsız giren kişiye; "Birader, 3G teknolojisi çıktı, hırsızla bir hatıra fotoğrafı çektirebilirsin."
Kap-kaç kurbanı birine; "Dua et, bir organını çalmadılar. Çanta dediğin nedir ki gider Salı Pazarı'ndan bir tane daha alırsın. Ya böbreğini çalsalardı. Di mi?"

Joseph Stiglitz der ki

"Ünlü ABD'li iktisatçı Joseph Stiglitz, küresel finansal istikrarın garantilenebilmesi için doların yerine yeni bir rezerv parasının yaratılması gereğini savunurken, mevcut krizden ABD'nin teşvik ettiği neo liberal kapitalizmi sorumlu tuttu." (Cumhuriyet Gazetesi)
Mr. Stiglitz, hangi cüretle liberalizmi ve ABD’yi eleştirirsin? Tövbe de...
4. Ergenekon Dosyası’na girmek mi istersin, yoksa Türkiye’deki yandaş ve yalama medyasındaki çakal liberallerin diline düşmek mi? Seç birini?

20 Ağustos 2009 Perşembe

Nusrat Fateh - Michael Brook / Night Song

Özellikle Night Song üst üste 2 kere dinlendiğinde vücutta kısmi bir rahatlama, gevşeme ve giderek uyuşma etkisi yaratıyor. Bir nevi trankobuskas...